WESTMİNSTER İNANÇ AÇIKLAMASI

 

Westminster Kongresi 1 Temmuz 1643 yılında Londra Westminster Manastırı’nda toplanmıştır. Bu kongrede 5 yıl 2 gün boyunca gerçekten derin ve dürüst bir tartışma yapılmıştır. Kilise tarihçilerinin aktarımına göre bu, yeryüzünde Hristiyanlık gerçeğini maddeler halinde özetlemek ve yaşanılabilir biçimde anlaşılır hale gelmesini sağlamak için yapılan en titiz çalışmadır. Bu kongreye 121 önder, Lordlar kamarasından 10 üye, avamdan 20 üye ve oy vermemelerine karşın etkileri olan İskoçya’dan 8 temsilci katılmıştır. İngiliz Parlamentosu’nun yönlendirişinde bu kişilerin hedefleri yalnızca Kutsal Kitap’a uygun düşünmek ve Kutsal Yazıların anlatmak istediğini açık bir dille ortaya koymaktı. Westminster Kongresi’nin olduğu dönemde yaşamış olan Richard Baxter, kendi otobiyografisinde bu kongreden de bahsetmiştir. Yazılarında şöyle demektedir: “Bu kongreye katılan kişiler gerçekten öğrenmeye açık, Tanrısal yaşam süren, din adamlığını üzerlerinde taşıyan ve sadık kişilerdi. Elçiler döneminden şimdiye kadar hiçbir sinod bunun kadar ve Dort Sinodu kadar kaliteli olmamıştır.” Anglikan Kilisesi’nden Dean Stanley Westminster İnanç Açıklaması’nı “Tanrı’nın öğretişinin açıklanışı açısından diğerlerinden çok daha derin” olarak değerlendirmektedir. 33 bölümde bütün Hristiyan inancının öğretişi özetlenmektedir. Kutsal Yazıalr temelinden başlanarak, son yargıya kadar uzanan bir özet sunulmaktadır. Her bir bölüm kendi içinde oldukça tutarlıdır. J. M. Frame bu çalışmanın bazı özelliklerine şöyle değinmektedir;

 

1)       Kutsal Yazılar konusunda olan ilk bölüm bütün protestan inanç açıklamaları içinde en iyi olanıdır.

2)       Özellikle önceden seçilme konusunda oldukça net bir anlatım vardır. (3,5,9,17. bölümlerde) İnsan kurtuluşu dahil olmak üzere Tanrı isteminin herşeyin başında geldiği anlatılmaktadır.

3)       Bu bölüm daha sonra anlatılan 9. bölümde anlatılan özgür iradeyle uyum içindedir.

4)       Tarih içinde Tanrı’nın antlaşmalar aracılığıyla insanlarıyla ilişkiye geçtiği vergulanmaktadır. (7)

5)       Kurtarma öğretişi Tanrı’nın işlevi (10-13) ve insanın buna cevabı (14-17) üzerine kurulmuştur ve antlaşmalarda ilahi hükümranlık ile insansal sorumluluk arasında bir denge görülmektedir.

6)       Kurtuluş güvencesinde Püritan bir öğretiş söz konusudur (17), bu güçlü onaydır, ancak imanlıların bilinçli güvenceyi devam ettirmede karşılaştıkları öznel zorluklar açısından, inanç devrimi açısından daha duyarlıdır.

7)       Tanrı’nın yasasına ilişkin bu güçlü onay imanlının vicdanını sürekli olarak bağlayıcı niteliktedir. Ancak bazı törensel ve resmi kanunlar artık yürürlükte değildir. İmanlının vicdan özgürlüğünün doğasına ilişkin titiz bir formülle dengelenmiştir.

 

Yıllar içinde Westminster İnanç Açıklaması yalnızca Presbiteryen Kiliseleri için değil, cemaatlerce yönetilen bir çok kiliseler ve vaftiz kiliseleri için de bir rehber olmayı başarabilmiştir. Kısacası bu inanç açıklaması, bizi, bütün farklı görüşlerin saldırılarından ve yanlış yola gidişlerden koruyacak olan bir açıklamadır. Bunca senenin sonucunda hala kendisinden bir şey kaybetmemiş ve gerçekten çok derin ve titiz bir araştırma sonucunda ortaya konmuş bir çalışma olduğu için ve aynı zamanda büyük bir titizlikle Kutsal Kitap’ın içinden çıkarıldığı için güvenilir bir rehberdir.

 

 

 

Kutsal Kitap

 

 

I. Doğanın ışığı, yaratılışın işleri ve Tanrı’nın sağlayışı, insanları özürsüz[1] bırakacak derecede Tanrı’nın iyiliğini, bilgeliğini ve gücünü gözler önüne sermiş olmasına rağmen bunlar, kurtuluş için gerekli olan Tanrı ve O’nun isteğine ilişkin bilgiyi sunmada yetersiz kalır.[2] Bu nedenle Rab birçok kez ve çeşitli yollardan kendisini göstermekten ve isteğini Kilisesine açıklamaktan;[3] ardından gerçeğin daha iyi bir şekilde korunması, duyurulması ve ayrıca kilisenin, benliğin düşkünlüğüne, Şeytan’ın ve dünyanın kötülüğüne karşı daha sağlam durması ve teselli bulması için Kutsal Söz’ün tamamının yazıya geçirilmesinden hoşnut olmuştur.[4] Tanrı, Halkına isteğini açıklamak eskiden çeşitli yollar kullanmıştır. Eskiden kullanılan bu açıklama biçimleri artık sona erdiğinden[5] Kutsal Yazıların varlığı son derece gerekli olmuştur.[6]

 

II. Kutsal Yazıya, ya da diğer adıyla Tanrı’nın yazılı Sözüne, Eski ve Yeni Antlaşmanın tüm kitapları dahildir:

 

 

Eski Antlaşma

 

Tekvin                                                                              Vaiz

 

Çıkış                                                                                 Neşideler Neşidesi

 

Levililer                                                                             İşaya

 

Sayılar                                                                              Yeremya

 

Tesniye                                                                             Yeremyanın Mersiyleri

 

Yeşu                                                                                 Hezekiel

 

Hakimler                                                                           Daniel

 

Rut                                                                                    Hoşea

 

1. Samuel                                                                          Yoel

 

2. Samuel                                                                          Amos

 

1. Krallar                                                                           Obadya

 

2. Krallar                                                                           Yunus

 

1. Tarihler                                                                          Mika

 

2. Tarihler                                                                          Nahum

 

Ezra                                                                                   Habukkuk

 

Nehemya                                                                           Tsefanya

 

Ester                                                                                  Haggay

 

Eyup                                                                                  Zekarya

 

Memurlar                                                                           Malaki

 

Süleymanın Meselleri

 

 

 

Yeni Antlaşma

 

Matta                                                                                 Timoteyus'a Birinci Mektup

 

Markos                                                                              Timoteyus'a Birinci Mektup

 

Luka                                                                                  Titus'a Mektup

 

Yuhanna                                                                             Filimon'a Mektup

 

Elçilerin İşleri                                                                      İbranilere Mektup

 

Romalılara Mektup                                                             Yakup'un Mektup

 

Korintlilere Birinci Mektup                                                  Petrus'un Birinci Mektup

 

Korintlilere İkinci Mektup                                                   Petrus'un Birinci Mektup

 

Galatyalılara Mektup                                                          Yuhanna'nın Birinci Mektup

 

Efeslilere Mektup                                                               Yuhanna'nın İkinci Mektup

 

Filiplilere Mektup                                                               Yuhanna'nın İkinci Mektup

 

Koloselilere Mektup                                                           Yahuda'nın Mektup

 

Selaniklilere Birinci Mektup                                                 Vahiy

 

Selaniklilere İkinci Mektup

 

 

 

Bunların hepsi, imana ve yaşama hükmetmek için Tanrı tarafından esinlenmiştir.[7]

 

III. Apokrif adı verilen ve ilahi esinden kaynaklanmayan kitaplar Kutsal Yazın’ın bir parçası değildir. Bu nedenle Tanrı’nın kilisesinde hiçbir yetkisi yoktur; diğer insan yazıtları gibi görülmeli ve değerlendirilmelidir.[8]

 

IV. İnanılması ve itaat edilmesi gereken Kutsal Yazı yetkisi, herhangi bir kişinin tanıklığına ya da kiliseye değil, tümüyle gerçeğin yazarı olan Tanrı’nın (ki, Tanrı gerçeğin kendisidir) tanıklığına dayanmaktadır: bu nedenle kabul edilmelidir, çünkü Tanrı’nın Sözüdür:[9]

 

V. Kilisenin tanıklığı bizleri Kutsal Yazıya daha fazla saygı ile değer vermeye yönlendirir.[10] Kutsal Yazının içeriğindeki göksellik, öğretisindeki yeterlilik, anlatımındaki yücelik, kısımlarının uyumluluğu, tümünün amacındaki tutarlılık (tümüyle Tanrı’yı yüceltmek), insanın tek kurtuluş yolunu açıklama biçimi ve diğer eşsiz mükemmellikleri bunun Tanrı Sözü olduğunu fazlasıyla kanıtlar: Bununla beraber hatasız gerçekliği ve ilahi yetkisinden tümüyle emin olmamızın nedeni, Kutsal Ruh’un Söz aracılığıyla ve Onunla birlikte yüreklerimizde içsel olarak tanıklık etmesidir.[11]

 

VI. Tanrı’nın yüceliği, insanın kurtuluşu, iman ve yaşama ilişkin Tanrı’nın tüm öğüdü, Kutsal Yazı’da ya açık bir dille belirtilmiştir ya da gerekli ve iyi sonuçlar çıkartılabilecek bir şekilde yazılmıştır. Ruh’un yeni vahiyleri ya da insanların gelenekleri aracılığıyla Kutsal Yazıya hiçbir zaman hiçbir şey eklenemez.[12] Bununla birlikte, Tanrı’nın Sözünde açıklanan gerçeklerin kurtuluşa götüren şekilde anlaşılabilmesi için Tanrı’nın Ruhunun içsel aydınlatma işlevinin gerekli olduğunu kabul ediyoruz:[13] Tanrı’ya tapınış ve kilise yönetimi gibi insan etkinliklerine ve toplumlarına ilişkin bazı konular ve durumlar Tanrı Sözündeki daima uyulması gerekli olan genel kurallar çerçevesinde her zaman doğanın ışığı ve Hristiyan sağduyusu gözetilerek düzenlenmelidir.[14]

 

VII. Kutsal Yazıdaki herşey kendi içersinde sade değildir ya da herkes için eşit dercede açık olarak algılanmayabilir.[15] Ancak kurtuluş için bilinmesi, iman edilmesi ve gözetilmesi gereken konular öylesine açık bir dille gözler önüne serilmiş ve birbirini destekleyen ayetlerle sergilenmiştir ki, yalnızca okumuş (aydın) insanlar değil, eğitimsiz olan kişiler tarafından da doğal yolların doğru şekilde kullanılmasıyla anlaşılabilir.[16]

 

VIII. Eski Antlaşma İbranice’de (eski zamanlardaki Tanrı halkının ana dilinde), Yeni Antlaşma ise Grekçe’de (yazıldığı gün ulusların genelinde kullanılan dilde) direk olarak Tanrı tarafından esinlenmiştir ve sadece Tanrı’nın koruyucu gözetimi altında tüm çağlar boyunca saf olarak kalmıştır ve bu yüzden gerçektir.[17] İnanç konularındaki tüm tartışmalarda kilisenin başvurması gereken büyük yetki bu Kutsal Yazıdır.[18] Ancak kullanılan bu özgün diller, Kutsal Yazıyı Tanrı korkusuyla öğrenme, okuma ve araştırma hakkına sahip ve kendilerine bunları yapmaları buyrulan[19] Tanrı’nın tüm halkı tarafından bilinmediğinden, her ulusun diline çevrilebilmelidir.[20] Böylece Tanrı Sözü herkeste yaşayacak, herkes uygun bir şekilde Tanrı’ya tapınacak,[21] ve herkes Kutsal Yazılardaki sabır ve teselli aracılığıyla umut bulacaktır.[22]

 

IX. Kutsal Yazının yorumlanmasında değişmeyen kural, Kutsal Yazıların yorumlanmasında yine Kutsal Yazıların kullanılmasıdır. Dolayısıyla herhangi bir ayetin tam ve gerçek anlamı sorgulandığında (ki birçok değil, tek bir tanedir) bu anlam daha açık bir dille ifade olunan diğer ayetlere bakılmalıdır.[23]

 

X. Tüm inanç biçimlerinin, tüm toplumların hükümlerinin, tüm eski yazarların düşüncelerinin, tüm insan öğretilerinin, tüm ruhların belirlenmesi ve sınanmasında gereken, tümüyle güvenilir olan en yüce yargı, Kutsal Yazıda konuşan Kutsal Ruh’tan başkası değildir.[24]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Rom. 2:14,15; 1:19,20; Mez. 19:1-3; Rom. 1:32; 2:1

 

[2] 1.Kor. 1:21; 2:13, 14

 

[3] İbr. 1:1

 

[4] Sül. M. 22:19-21; Luk. 1:3-4; Rom. 15:4; Mat. 4:4,7,10; İşa. 8:19-20

 

[5] İbr. 1:1-2

 

[6] 2. Tim. 3:15; 2. Pet. 1:19

 

[7] Luk. 16: 29, 31; Efes. 2:20; Esin. 22:18-19; 2. Tim. 3:16

 

[8] Luk. 24:27. 44; Rom. 3:2; 2. Pet. 1:21

 

[9] 2. Pet. 1:19, 20; 2. Tim. 3:16; 1. Yuh. 5:9; 1. Sel. 2:13

 

[10] 1. Tim. 3:15

 

[11] 1. Yuh. 2:20; Yuh. 16:13-14; 1. Kor. 2:10-12; İşa. 54:21

 

[12] 2. Tim. 3:15-16

 

[13] Yuh. 6:45; 1. Kor. 2:9-12

 

[14] 1. Kor. 11:13-14; 14:26, 40

 

[15] 2. Pet. 3:16

 

[16] Mez. 119:105, 130; Elç. 17:11-12

 

[17] Mat. 5:18

 

[18] İşa. 8:20; Elç. 25:15; Yuh. 5:39, 46

 

[19] Yuh. 5:39

 

[20] 1. Kor. 14:6, 9, 11-12, 24, 27-28

 

[21] Kol. 3:16

 

[22] Rom. 15:4

 

[23] 2. Pet. 1:20-21; Elç. 15:15-16

 

[24] Mat. 22:29, 31; Efes. 2:20; Elç. 28:25

 

 

 

Tanrı ve Kutsal Üçlübirlik

 

 

I. Diri ve gerçek olan,[1] varlıkta ve yetkinlikte sınırsız[2] ve tümüyle pak olan Ruh,[3] gözle görülemeyen;[4] bedeni ya da farklı kısımları olmayan,[5] doğasında tutkularına göre farklılık göstermeyen;[6] sınırsız,[7] değişmeyen,[8] ebedi,[9] kavranılamayan,[10] her şeye gücü yeten;[11] en bilge,[12] en kutsal,[13] en özgür,[14] en mutlak[15] olan; her şeyi en doğru ve değişmez[16] olan isteğine göre kendi yüceliği için yönlendiren;[17] en sevecen,[18] en lütufkar, en merhametli, en sabırlı olan, iyilikte ve gerçekte bol olan, günahları, suçları ve kötülükleri bağışlayan;[19] kendisini itinayla arayanları ödüllendiren;[20] hükümlerinde en adil ve en korkunç olan,[21] her türlü günahtan nefret eden[22] ve suçluyu asla haklı çıkarmayan[23] yalnızca tek[24] bir Tanrı vardır.

 

II. Tanrı, tüm yaşamı,[25] yüceliği,[26] iyiliği[27] ve bereketi[28] kendi içersinde bulundurur. Tanrı tümüyle kendine yeterlidir; yarattığı hiçbir şeye gereksinimi olmadığı gibi,[29] onlardan hiçbir yücelik de almaz;[30] fakat sadece kendi yüceliğini onlarda, onların aracılığıyla, onlara ve onların üzerinde gösterir. Tanrı, herşeyin Kendisinden, Kendisi aracılığıyla ve Kendisi için yaratıldığı tüm varoluşun  tek kaynağıdır;[31] onlar aracılığıyla, onlar için ya da onlar üzerinde yapmaktan hoşnut olduğu herşeyi gerçekleştirecek en kudretli hükme sahiptir.[32] O’nun gözünde her şey apaçık ve ortadadır;[33] bilgisi sınırsız, yanlışsız ve yaratıklardan bağımsızdır,[34] öyle ki Tanrı hiçbir olaya bağımlı değildir ne de Onun için herhangi bir şey belirsizdir;[35] tüm sözlerinde, işlerinde, ve buyruklarında en kutsaldır.[36] Meleklerden, insanlardan ve tüm diğer yaratıklardan istemekten hoşnut olduğu her türlü tapınma, hizmet ve itaat Kendisine verilmelidir.[37]

 

III. Tanrısal özyapının birliğinde; aynı özü, gücü ve sonsuzluğu paylaşan üç kişi bulunmaktadır: Baba Tanrı, Oğul Tanrı ve Kutsal Ruh Tanrı:[38] Oğul, Baba’dandır;[39] Kutsal Ruh ise Baba ve Oğul’dan çıkar.[40]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] 1. Sel. 1:9; Yer. 10:10

 

[2] Eyub 11:7-9; 26:14

 

[3] Yuh. 4:24

 

[4] 1. Tım. 1:17

 

[5] Tes. 4:15-16; Yuh. 4:24; Luk. 24:39

 

[6] Elç. 14:11,15

 

[7] 1. Kral. 8:27; Yer. 23:23-24

 

[8] Yak. 1:17; Mal. 3:6

 

[9] Mez. 40:2; 1. Tım. 1:17

 

[10] Mez. 145:3

 

[11] Tek. 17:1; Esin. 4:8

 

[12] Rom. 16:27

 

[13] İşa. 6:3; Esin. 4:8

 

[14] Mez. 115:3

 

[15] Çık. 3:14

 

[16] Sül. M. 16:4; Rom. 11:36

 

[17] Efes. 1:11

 

[18] 1. Yuh. 4:8-16

 

[19] Çık. 34:6-7

 

[20] İbr. 11:6

 

[21] Neh. 9:32-33

 

[22] Mez. 5:5-6

 

[23] Nah. 1:2-3; Çık. 34:7

 

[24] Tes. 6:4; 1. Kor. 8:4-6

 

[25] Yuh. 5:26

 

[26] Elç. 7:2

 

[27] Mez. 119:68

 

[28] 1. Tim. 6:15; Rom. 9:5

 

[29] Elç. 17:24-25

 

[30] Eyub 22:2-3

 

[31] Rom. 11:36

 

[32] Esin. 4:11; 1. Tim. 6:15; Dan. 4:25,35

 

[33] İbr. 4:13

 

[34] Rom. 11:33-34

 

[35] Elç. 15:18; Hez. 11:5

 

[36] Mez. 145:17; Rom. 7:12

 

[37] Esin. 5:12-14

 

[38] Mat. 3:16-17; 28:19; 2. Kor. 13:14

 

[39] Yuh. 1:14,18

 

[40] Yuh. 15:26; Gal. 4:6

 

 

 

 

Tanrı’nın Sonsuz Hükmü

 

 

I. Tanrı, tüm sonsuzluktan beri  kendi isteğinin en bilge ve kutsal doğrultusunda, tüm olayların akışını değişmez bir şekilde önceden belirlemiş olmasına rağmen,[1] ne günahın yazarıdır[2], ne şiddet (davranışları) yaratıkların istemine zorlanır, ne de ikincil sonuçların doğallığı ve bağımlılığı ortadan kaldırılır fakat tersine o şekilde olmaları kesinleştirilir.[3]

 

II. Tanrı, verilen belirli şartlarda gerçekleşebilecek olan herşeyi bilmesine karşın,[4] bu şeylerin gelecekte gerçekleşeceğini önceden gördüğü için ya da düzenleyeceği belirli koşulların sonucunda bu sonuçların gerçekleşebileceğini bildiği için bunların olmalarını buyurmamıştır.[5]

 

III. Tanrı’nın hükmü doğrultusunda, O’nun yüceliğinin görülmesi için bazı insanlar ve melekler[6] sonsuz yaşama kavuşmak üzere önceden belirlenmiştir;[7] diğerlerinin ise sonsuz ölüme bırakılmaları hükmolunmuştur.

 

IV. Bu melekler ve insanlar, önceden belirlenerek seçildiklerinden ve özel olarak ve değişmez bir şekilde tasarlandıklarından, sayıları da belirli ve kesindir. Sayıları artırılamaz ve azaltılamaz.[8]

 

V. Tanrı, dünyanın temelleri atılmadan önce sonsuz ve değişmez amacı ve isteğinin gizemli bilgeliği ve iyi arzusu uyarınca, karşılıksız lütfu ve sevgisinden ötürü, kişilerin içlerindeki her hangi bir imana, iyi işlere, ya da içinde bulundukları koşullara, onları iman etmeye yönlendiren sebeplere ve dayanma güçlerine ilişkin her hangi bir öngörü olmaksızın[9] yaşama kavuşturmak üzere önceden belirlediği kişileri, sonsuz yüceliğe eriştirmek üzere yüce lütfunun övülmesi için[10]Mesih’te seçti.[11]

 

VI. Tanrı, seçilmiş olanları yüceliğe kavuşturmak üzere önceden belirlediği gibi, isteğinin sonsuz ve özgür amacı doğrultusunda bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olan her şeyi de önceden belirledi.[12] Öyle ki, Adem’de günaha düşen seçilmişler Mesih’te kurtarılırlar,[13] O’nun Ruhu aracılığıyla belirlenen zamanda Mesih’e iman etmeye etkin bir şekilde çağrılırlar, aklanırlar, oğulluğa alınırlar, kutsal kılınırlar,[14] ve iman aracılığıyla kurtuluşa erişmek üzere O’nun gücüyle korunurlar.[15] Seçilmiş olanlar dışındaki hiç kimse Mesih tarafından kurtarılmaz, çağrılmaz, aklanmaz, oğulluğa alınmaz, kutsal kılınmaz ve kurtuluşa eriştirilmez.[16]

 

VII. Kavranması mümkün olmayan isteğinin bilgeliği uyarınca Tanrı, yarattıkları üzerindeki kadir gücünün görkeminin görülmesi için, arzuladığı şekilde merhametini sunmak ya da saklı tutmak yoluyla insalığın geri kalanını göz ardı ederek, görkemli adaletinin övülmesi için bu kişilerin utanca ve günahlarının sebep olduğu gazaba maruz kalmak üzere bırakılmalarını hükmetmekten hoşnut olmuştur.[17]

 

VIII. Önemli derecede güzemli olan bu önceden belirlenmişlik öğretisine özel bir ihtiyatlılıkla yaklaşılmalıdır,[18] öyle ki Tanrı’nın, Sözünde açıklanan isteğine kulak veren ve O’nun sözünü dinleyen insanlar, etkin çağrılarının kesinliğine dayanarak sonsuz seçilmişliklerinden emin olmalıdırlar.[19] Bu öğreti Tanrı’nın tümüyle övülmesini, saygı duyulmasını ve yüceltilmesini sağlamalı,[20] müjdeye içtenlikle uyan insanları ise alçakgönüllülüğe, itinalı olmaya ve bol teselliye kavuşturmalıdır.[21]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Efes. 1:11; Rom. 11:33; İbr. 6:17: Rom. 9:15, 18

 

[2] Yak. 1:13, 17; 1. Yuh. 1:5

 

[3] Elç. 2:23; Mat. 17:12; Elç. 4:27-28; Yuh. 19:11; Sül. M. 16:33

 

[4] Elç. 15:18; 1. Sam. 23:11-12; Mat. 11:21,23

 

[5] Rom. 9:11, 13, 16,18

 

[6] 1. Tim. 5:21; Mat. 25:41

 

[7] Rom. 9:22-23; Efes. 1:5-6: Sül. M. 16:4

 

[8] 2. Tim. 2:19; Yuh. 13:18

 

[9] Rom. 9:11, 13, 16; Efes. 1:4, 9

 

[10] Efes. 1:6, 12

 

[11] Efes. 1:4, 9, 11; Rom. 8:30; 2. Tim. 1:9; 1. Sel. 5:9

 

[12] 1. Pet. 1:2; Efes. 1:4, 5; 2:10; 2. Sel. 2:13

 

[13] 1. Sel. 5:9-10; 1. Tim. 2:14

 

[14] Rom. 8:30; Efes. 1:5; 2. Sel. 2:13

 

[15] 1. Pet. 1:5

 

[16] Yuh. 17:9; Rom. 8:28; Yuh. 6:64-65; 10:26; 8:47; 1. Yuh. 2:19

 

[17] Mat. 11:25-26; Rom. 9:17-18, 21-22; 2. Tim. 2:19-20; Yah. 4; 1. Pet. 2:8

 

[18] Rom. 9:20; 11:33; Tes. 29:29

 

[19] 2. Pet. 1:10

 

[20] Efes. 1:6; Rom. 11;33

 

[21] Rom. 11:5, 6, 20; 2. Pet. 1:10; Rom. 8:33; Luk. 10:20

 

 

 

 

 

Yaratılış

 

 

I. Sonsuz gücünün yüceliğini, bilgeliğini ve iyiliğini[1] göstermek için Baba Tanrı, Oğul ve Kutsal Ruh,[2] dünyayı ve içindeki gözle görülen ya da görülmeyen her şeyi altı günde, hiç yoktan ve çok iyi[3] olarak yaratmaktan hoşnut oldu.

 

II. Tanrı tüm diğer yaratıkları yarattıktan sonra, erkek ve kadın[4] olarak insanı yarattı. Onları kendi benzeyişi doğrultusunda[5] bilgi, doğruluk ve gerçek kutsallık ile donatıp, Tanrı’nın yasasını yüreklerine yazmış[6] ve bunu yerine getirebilecek gücü vermiş bir şekilde,[7] düşünen ve ölümsüz canlar olarak,[8] ancak değişebilen iradelerinin özgürlüğüne bırakıldıkları taktirde yasayı ihlal etme olasılığı altında olarak[9] yarattı. Yüreklerine yazılan yasanın yanısıra insan, iyiyi ve kötüyü bilme ağacından yememelerini söyleyen[10] bir buyruk aldılar. Bu buyruğa uydukları sürece Tanrı’yla ilişkilerinde mutluydular ve diğer yaratıklar üzerinde egemendiler.[11]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Rom. 1:20; Yer. 10:12; Mez. 104:24; Mez. 33:5-6

 

[2] İbr. 1:2; Yuh. 1:2-3; Tek. 1:2; Ey. 26:13; Ey. 33:4

 

[3] (Tekvin Bölümünün tümü) İbr. 11:3; Kol. 1:16; Elç. İşl. 17:24

 

[4] Tek. 1:27

 

[5] Tek. 1:26; Kol. 3:10; Ef. 4:24

 

[6] Rom. 2:14-15

 

[7] Vaiz 7:29

 

[8] Tek. 2:7; Vaiz 12:7; Luka 23:43; Matta 10:28

 

[9] Tek. 3:6; Vaiz 7:29

 

[10] Tek. 2:17; Tek. 3:8-11, 23

 

[11] Tek. 1:26,28

 

 

 

 

 

Sağlayış

 

 

I. Herşeyin yüce Yaratıcısı olan Tanrı, kendi bilge ve kutsal sağlayışı aracılığıyla bütün yaratıkları, eylemleri ve şeyleri[1] en küçüğünden en büyüğüne[2] kadar devam ettirir,[3] yönetir, düzenler ve yönlendirir. Bunları en bilge ve kutsal sağlayışı[4] ile kendi yanlışsız ön bilgisine,[5] özgür ve değişmez isteğinin öğüdüne (emeline)[6] göre, bilgeliğinin, gücünün, adaletinin, iyiliğinin ve merhametinin[7] övülmesi için yapar.

 

II. Tanrı’nın önbilgisi ve hükmüne - birinci Sebep budur - göre her şey değişmez ve hatasız[8] bir şekilde gerçekleşir. Ancak Tanrı aynı sağlayışla, ikincil nedenlerin doğasına göre, bunlardan bazılarının ister gerekli, isterse özgür ya da bağımlı[9] olarak gerçekleşmemesine karar verir.

 

III. Tanrı, kendi olağan sağlayışı içersinde çeşitli araçları[10] kullanır. Ancak kendi isteği doğrultusunda bunlar olmaksızın,[11] bunların üzerinde[12] ve bunlara karşı[13] dilediği gibi çalışabilir.

 

IV. Tanrı’nın sonsuz gücü, araştırılamayan bilgeliği ve sınırsız iyiliği, O’nun sağlayışında öylesine sergilenmiştir ki, bu bilgelik ve iyilik ilk düşüşe ve bundan sonraki tüm diğer insanların ve meleklerin[14] günahlarına kadar uzanmıştır. Tanrı bunları yalnızca izin verme yoluyla[15] değil, fakat bunları en bilge ve güçlü bir bağla desteklemiş,[16] yahut tersine bunları kendi kutsal amaçları doğrultusunda[17] çok yönlü bir şekilde hükmetmiş ve düzenlemiştir. Ancak bunu öyle bir şekilde yapmıştır ki bu süreç içerisinde işlenen günahlar en kutsal ve doğru olan, günahın ne yazarı olan ne de günahı onaylayan[18] Tanrı tarafından değil, yaratık tarafından işlenmektedir.

 

V. En bilge, en doğru ve en lütufkar olan Tanrı, çocuklarını önceden işledikleri günahlar için disiplin etmek, ya da alçaltmak[19] ve onları desteklemesi için Kendisine daha yakın ve daimi bir güven seviyesine çıkarmak, gelecekteki olası günahlar için daha uyanık olmalarını sağlamak ve diğer farklı, adil ve kutsal amaçları için[20] onları sık sık, belirli bir süre için çeşitli ayartılara ve yüreklerinin düşkünlüğüne bırakır.

 

VI. Kötü ve tanrısallıktan uzak olan insanları ise Tanrı, doğru bir yargıç olarak önceki günahlarından ötürü körleştirir ve katılaştırır.[21] Onlardan yalnızca anlayışlarını aydınlatabilecek ve yüreklerini değiştirebilecek olan lütfunu esirgemekle kalmaz,[22] sahip oldukları armağanları da geriye çekerek[23] onları, bozulmuş doğalarının günah işlemek için kullandığı şeylere bırakır[24] ve böylece yüreklerinin kötü tutkularına, dünyanın ayartılarına ve Şeytan’ın gücüne terk eder;[25] öyle ki bu insanlar kendilerini katılaştırırken, Tanrı aynı araçları diğerlerini yumuşatmak için kullanır.[26]

 

VII.Tanrı’nın sağlayışı, genel anlamda tüm yaradılışı kapsar. Ancak çok özel olarak, Tanrı kilisesine bakar ve her şeyde onun iyiliği için etkindir.[27]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Dan. 4:34-35; Mez. 135:6; Elç. İşl. 17:25-26,28

 

[2] Mat. 10:29-31

 

[3] İbr. 1:3

 

[4] Sül. Mes. 15:3

 

[5] Elç. İşl. 15:18

 

[6] Ef. 1:11

 

[7] İşa. 63:14; Ef. 3:10; Rom. 9:17; Tek. 45:7; Mez. 145:7

 

[8] Elç. İşl. 2:23

 

[9] Tek. 8:22; Yer. 31:35; Çık. 21:13; Tes. 19:5; 1.Kr. 22:28,34; İşa. 10:6-7

 

[10] Elç. İşl. 27:31,44; İşa. 55:10-11

 

[11] Hos. 1:7; Mat. 4:4; Eyüp 34:10

 

[12] Rom. 9:19-21

 

[13] 2.Kr.6:6; Dan.3:27

 

[14] Rom. 11:32-34; 2.Sam. 24:1; 1.Tar. 21:1; 1.Kr. 22:22-23; 1.Tar.10:4,13-14; 2.Sam. 16:10; Elç. İşl. 2:23

 

[15] Elç. İşl. 14:16

 

[16] Mez. 76:10; 2.Kr. 19:28

 

[17] Tek. 50:20; İşa. 10:6-7,12

 

[18] Yakup 1:13-14,17; 1.Yuh. 2:16; Mez. 50:21

 

[19] 2.Tar. 32:23-26,31; 2.Sam. 24:1

 

[20] 2.Kor. 12:7-9; Mez. 73; Mez. 77:1,10,12; Mar. 14:66-72; Yuh. 21:15-17

 

[21] Rom. 1:24,26,28; Rom. 11:7-8

 

[22] Tes. 29:4

 

[23] Mat. 13:12; Mat. 25:29

 

[24] Tes. 2:30; 2.Kr. 8:12-13

 

[25] Mez. 81:11-12; 2.Sel. 2:10-12

 

[26] Çık. 7:3; Çık. 8:15,31; 2.Kor. 2:15-16; İşa. 8:14; 1.Pet. 2:7-8; İşa. 6:9-10; Elç. İşl. 28:26-27

 

[27] 1.Tim. 4:10; Amos 9:8-9; Rom. 8:28; İşa. 43:3-5,14.

 

 

 

 

 

İnsanın Günaha Düşmesi ve Bunun Cezası

 

 

I.  İlk ana ve babamız, Şeytan’ın kurnazlığı ve ayartısıyla aldanıp, yasak meyveden yiyerek günah işlerdiler.[1] Tanrı, kendi bilge ve kutsal emeli doğrultusunda, bunu kendi yüceliği için düzenlemiş olarak bu günaha izin vermekten hoşnut oldu.[2]

 

II.  Bu günah yüzünden insan, ilk doğruluğundan ve Tanrı’yla olan beraberliğinden düştü,[3] ve böylece günahları içinde öldü;[4] canın ve bedenin bütün üyeleri ve bunların yeterlilikleri tamamen kirlendi.[5]

 

III. Adem ve Havva tüm insanlığın kökü olduklarından bu günahın getirdiği suçluluk yasal olarak tüm insanlığa ait sayılmış (onların içlerine konmuş);[6] bu aynı günah içinde ölmüşlük ve bozulmuş insan doğası sıradan doğma yoluyla onlardan ortaya çıkan sonraki nesillere aktarılmıştır.[7]

 

IV. Bizi iyilik yapamaz durumda, iyilik yapmaya tümüyle isteksiz ve iyiliğe tamamen karşıt,[8] ve kötülüğün her türüne eğilimli[9] hale getiren bu ilk bozulma, bütün gerçek günahların kaynağını oluşturmaktadır.[10]

 

V. Bozulmuş olan bu insan doğası, yeniden doğan insanlarda bu yaşam boyunca varlığını sürdürür.[11] Bu bozulmuş doğa, Mesih aracılığıyla bağışlanmış ve öldürülmüş olduğu halde; hem kendisi hem de tüm yaptıkları gerçek anlamda günahtır.[12]

 

VI. İster ilk günah, isterse sonraki günahlar olsun her günah, Tanrı’nın doğru olan yasasına karşıdır ve bu yasanın çiğnenmesidir.[13] Bu nedenle doğası gereği yasa, günah işleyen her kişiyi suçlu kılar,[14] böylece Tanrı’nın gazabına[15] ve yasanın laneti altına sokar.[16] Bunun sonucu olarak her türlü ruhsal,[17] geçici,[18] ve sonsuz[19] kayboluşla ölüme[20] mahkum eder.

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Tek. 3:13; 2:Kor. 11:3

 

[2] Rom. 11:32

 

[3] Tek. 3:6-8; Vaiz 7:29; Rom. 3:23

 

[4] Tek. 2:17; Ef. 2:1

 

[5] Tit. 1:15; Tek. 6:5; Yer. 17:9; Rom. 3:10-18

 

[6] Tek. 1:27-28; Tek. 2:16,17; Elç.İşl. 17:26; Rom. 5:12; 1.Kor. 15:21-22,45,49

 

[7] Mez. 51:5; Eyüp 14:4; Eyüp 15:14

 

[8] Rom. 5:6; Rom. 8:7; Rom. 7:18; Kol. 1:21

 

[9] Tek. 6:5; Tek. 8:21; Rom. 3:10-12

 

[10] Yak. 1:14-15; Ef. 2:2-3; Matta 15:19

 

[11] 1.Yuh. 1:8; Rom. 7:14,17-18,23; Yak. 3:2; Sül.Mes. 20:9; Vaiz 7:20

 

[12] Rom. 7:5-8,25; Gal. 5:17

 

[13] 1.Yuh. 3:4

 

[14] Rom. 2:15; Rom. 3:9,19

 

[15] Ef. 2:3

 

[16] Gal. 3:10

 

[17] Ef. 4:18

 

[18] Rom. 8:20

 

[19] Matta 25:41; 2.Sel. 1:9

 

[20] Rom. 6:23

 

 

 

 

 

Tanrı’nın İnsanla Antlaşması

 

 

I. Tanrı ve insan arasındaki ayrım o denli büyüktür ki, O’na itaat etme zorunluluğuna sahip olan düşünebilen insanlar, eğer Tanrı onlara yaklaşmazsa O’ndan hiçbir şekilde bereket ya da ödül alamazlar. Tanrı ise bunu onlarla antlaşma yapma yoluyla gerçekleştirmekten hoşnut olmuştur.[1]

 

II. İnsanla yapılan ilk antlaşma, mükemmel ve kişisel bir itaat koşuluyla[2] Adem’e ve onun soyuna[3] vaat edilen yaşamı içeren işlere dayalı bir antlaşmaydı.[4]

 

III. Günaha düşmüş olan insan, bu antlaşma yoluyla yaşayamadığından Rab, ikinci bir antlaşma yapmaktan hoşnut oldu.[5] Bu antlaşmanın adı lütuf antlaşmasıdır. Rab böylece günahlılara İsa Mesih aracılığıyla karşılıksız olarak yaşam ve kurtuluş sundu. Kurtulmaları için onlardan Kendisine iman etmeleri şartını koştu.[6] Onları inanmaya istekli kılmak ve bunu yapabilmelerini sağlamak için sonsuz yaşama kavuşturulmak üzere belirlenenlerin tümüne Kutsal Ruh’unu vermeyi vaat etti.[7]

 

IV. Kutsal Yazı, bu lütuf antlaşmasını İsa Mesih’in ölümüne ve sonsuz mirasa bağlamaktadır.[8]

 

V. Bu antlaşma, yasanın ve müjdenin altında farklı biçimlerde yürürlüğe konmuştu.[9] Yasanın altındayken vaatler, peygamberlikler, kurbanlar, sünnet, fısıh kuzusu ve diğer kurallarla Yahudilere ulaşmıştır. Bunların hepsi Mesih’e işaret etmektedir.[10] O zaman bu biçimler, Kutsal Ruh’un işlevi aracılığıyla günahların tümüyle bağışlandığı ve sonsuz kurtuluşun sağlandığı Mesih vaadinde[11] seçilmişleri eğitmek ve bina etmek için yeterliydiler. Ve buna da, Eski Antlaşma adı verilir. [12]

 

VI. Müjde altında ise, Tanrısal doluluğun beden almış hali Mesih[13] göründüğü zaman bu antlaşmanın kuralları, Söz’ün duyurulması, vaftiz ve Rab’bin Sofrası sakramentleri halini almıştır.[14] Bunlar sayıca az; daha yalın, daha az bir dışsal yüceliğe sahip olsalar da özünde daha büyük bir doluluk, kanıt ve ruhsal yeterlilikle[15] hem Yahudilere hem de Yahudi olmayan bütün uluslara[16] sunulmuştur. Ve buna da Yeni Antlaşma adı verilir.[17] Dolayısıyla bunlar özde ayrı olan iki lütuf antlaşması değildir; çeşitlilik gösteren tek ve aynı antlaşmadır.[18]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] İşa. 40:13-17; Ey. 9:32-33; 1.Sam. 2:25; Mez. 113:5-6; 100:2-3; Ey. 22:2-3; 35:7-8; Luka 17:10; Elç.İşl. 17:24-25

 

[2] Tek. 2:17; Gal. 3:10

 

[3] Rom. 10:5; Rom. 5:12-20

 

[4] Gal. 3:12

 

[5] Gal. 3:21; Rom. 8:3;  Rom. 3:20-21; Gal.3:15; İşa. 42:6

 

[6] Mar. 16:15-16; Yuh. 3:16; Rom. 5:6-9; Gal. 3:11

 

[7] Hez. 36:26-27; Yuh. 6:44-45

 

[8] İbr. 9:15-17; İbr. 7:22; Luk. 2:20; 1.Kor. 11:25

 

[9] 2.Kor. 3:3-9

 

[10] İbr. 8, 9, 10; Rom. 4:11; Kol. 2:11-12; 1.Kor. 5:7

 

[11] 1.Kor. 10:1-4;  İbr. 11:13; Yuh. 8:56

 

[12] Gal. 3:7-9, 14

 

[13] Kol. 2:17

 

[14] Matta 28:19-20; .Kor. 11:23-25

 

[15] İbr. 12:22-27; Yer. 31:33-34

 

[16] Matta 28:19; Ef. 2:15-19

 

[17] Luka. 22:20

 

[18] Gal. 3:14, 16; Elç. İş. 15:11; Rom. 3:21-23, 30; Mez. 32:1; Rom. 4:3, 6, 16-17, 23-24; İbr. 13:8

 

 

 

 

Aracı Olan Mesih

 

 

I. Tanrı, sonsuz amacı uyarınca, biricik Oğlu Rab İsa’yı, Tanrı ve insan arasında Aracı,[1] Peygamber,[2] Kahin,[3] Kral,[4] Kilisesinin Başı ve Kurtarıcısı,[5] her şeyin Mirasçısı[6] ve dünyanın Yargıcı[7] olarak seçip atamaktan hoşnut oldu ve O’na tüm sonsuzluktan önce kendi soyu olması için,[8] ve zamanı geldiğinde O’nun tarafından kurtarılması, çağrılması, aklanması, kutsal kılınması ve yüceltilmesi için[9] bir halk verdi.

 

II. Üçlübirliğin ikinci üyesi, sonsuz Tanrı’nın kendisi, Baba’yla eş ve aynı özden olan Tanrı’nın Oğlu, zaman dolunca, bütün gerekli nitelikleriyle ve bunların zayıflıklarıyla birlikte ancak günahsız bir şekilde[10] Kutsal Ruh’un gücüyle bakire Meryem’in rahmine düşmüş ve onun özünden olarak[11] insan doğasını üzerine almıştır.[12] Böylece kendi başlarına bir bütün olan iki ayrı ve mükemmel doğa, yani Tanrı ve insan, birbirlerinden ayrılamayacak şekilde tek bir kişide, birbirine dönüşmeden, birleşmeden ve karışmadan bütünleşmiştir.[13] Öyle ki bu kişi Tanrı’nın kendisi ve tamamen de insandır, fakat tek bir Mesih ve Tanrı ile insan arasındaki tek Aracıdır.[14]

 

III. Rab İsa, bilginin ve bilgeliğin tüm hazinelerini kendisinde bulundurarak[15] tanrısal özle bütünleşen insan doğası içinde Kutsal Ruh tarafından ölçüsüzce kutsanmış ve meshedilmiştir;[16] kutsal, suçsuz, lekesiz, lütuf ve gerçekle dolu olarak[17] Aracı ve Kefil[18] görevi görmek üzere tümüyle yeterli olması için bütün doluluğun O’nda bulunmasından[19] Baba hoşnut olmuştur. Bu görevi kendisi üstlenmemiş, ama tüm gücü ve yetkiyi O’nun eline veren ve bunları kullanmasını buyuran[20] Babası tarafından buna çağrılmıştır.[21]

 

IV. Bu görevi Rab İsa, tam bir isteklilikle üstlendi,[22] bu görevi yerine getirebilmek için yasa altında doğdu,[23] ve mükemmel bir şekilde tamamladı;[24] canının derinliklerinde en şiddetli işkencelere,[25] ve bedeninde de en şiddetli acılara maruz kalarak[26] çarmıha gerildi ve öldü,[27] gömüldü ve ölümün gücü altında kaldı, ancak bu süre içinde bedeni çürümedi.[28] İçinde acı çektiği aynı bedenle[29] üçüncü gün ölümden dirildi,[30] göğe yükseldi, ve orada Babasının sağında oturdu.[31] Orada yakarışta bulunmaktadır,[32] dünyanın sonunda insanları ve melekleri yargılamak üzere geri dönecektir.[33]

 

V. Rab İsa, mükemmel itaatkarlığını ve kendi kurbanlığını bir defa olmak üzere sonsuz Ruh aracılığıyla Tanrı’ya sunmasıyla  Babasının adaletini tümüyle tatmin etmiştir;[34] ve böylece Baba’nın kendisine verdiği kişilerin hepsi için sadece barışma değil, ama göklerin egemenliğinde onlar için sonsuz bir miras da satın almıştır.[35]

 

VI. Kurtarış işi, Mesih tarafından her ne kadar beden alışından önce gerçekleşmemiş olsa da, bunun erdemleri, etkileri ve yararları seçilmiş olanlara vaatler, semboller ve kurbanlar aracılığıyla dünyanın başlangıcından beri tüm çağlarda iletilmişti. Mesih, yılanın başını ezecek olan kadının tohumu; ve dünyanın başlangıcında boğazlanan, dün, bugün ve sonsuzluk boyunca aynı kalacak olan Kuzu olarak açıklanmıştı.[36]

 

VII. Mesih, aracılık görevini yerine getirirken, her bir doğanın kendisi için uygun olanı yapması suretiyle iki doğaya da uygun bir şekilde işlev görür;[37] ancak tek bir kişide gerçekleşen bu birleşme nedeniyle, bir doğaya uygun olan şey Kutsal Yazılar’da bazen diğer doğanın ön planda olduğu kişiye atfedilir.[38]

 

VIII. Mesih, kendileri için kurtuluş satın aldığı kişilerin hepsine bu aynı kurtuluşu kesin ve etkin bir şekilde uygular;[39] onlar için yakarışta bulunur,[40] Söz’de ve Söz aracılığıyla onlara kurtuluşun sıralarını açıklar;[41] Ruh’u aracılığıyla etkin bir şekilde onları inanmaya ve itaat etmeye ikna eder, Sözü ve Ruhu aracılığıyla onların yüreklerine hükmeder;[42] Kadir gücü ve bilgeliği aracılığıyla kendi harika ve anlaşılmaz hükmedişine en uygun olan tutumla ve yollarla onların tüm düşmanlarını alt eder.[43]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] İşa. 42:1; 1.Pet.1:19-20; Yuh. 3:16; 1.Tim. 2:5

 

[2] Elç. İşl. 3:22

 

[3] İbr. 5:5-6

 

[4] Mez. 2:6; Luka 1:33

 

[5] Ef. 5:23

 

[6] İbr. 1:2

 

[7] Elç. İşl. 17:31

 

[8] Yuh. 17:6; Mez. 22:30; İşa. 53:10

 

[9] 1.Tim. 2:6; İşa. 55:4-5; 1.Kor. 1:30

 

[10] İbr. 2:14, 16-17; İbr. 4:15

 

[11] Luka 1:27,31,35; Gal. 4:4

 

[12] Yuh. 1:1,14; 1.Yuh. 5:20; Fil. 2:6; Gal. 4:4

 

[13] Luka 1:35; Kol. 2:9; Rom. 9:5; 1.Pet. 3:18; 1.Tim. 3:16

 

[14] Rom. 1:3-4; 1.Tim. 2:5

 

[15] Kol. 2:3

 

[16] Mez. 45:7; Yuh. 3:34

 

[17] İbr. 7:26; Yuh. 1:14

 

[18] Elç. İşl. 10:38; İbr. 12:24; İbr. 7:22

 

[19] Kol. 1:19

 

[20] Yuh. 5:22,27; Matta 28:18; Elç.İşl. 2:36

 

[21] İbr. 5:4-5

 

[22] Mez. 40:7-8; İbr. 10:5-10; Yuh. 10:18; Fil. 2:8

 

[23] Gal. 4:4

 

[24] Matta 3:15; Matta 5:17

 

[25] Matta 26:37-38; Luka 22:44; Matta 27:46

 

[26] Matta 26. ve 27. Bölümler

 

[27] Fil. 2:8

 

[28] Elç.İşl. 2:23-24,27; Elç.İşl. 13:37

 

[29] Yuh. 20:25,27

 

[30] 1.Kor. 15:3-5

 

[31] Mar. 16:19

 

[32] Rom. 8:34; İbr. 9:24; İbr. 7:25;

 

[33] Rom. 14:9-10; Elç. İşl. 1:11; Elç.İşl. 10:42; Matta 13:40-42; Yah. 6; 2.Pet. 2:4

 

[34] Rom. 5:19; İbr. 9:14,16; İbr. 10:14; Ef. 5:2; Rom. 3:25-26

 

[35] Dan. 9:24,26; Kol. 1:19-20; Ef. 1:11,14; Yuh. 17:2; İbr. 9:12,15

 

[36] Gal. 4:4-5; Tek. 3:15; Esin. 13:8; İbr. 13:8

 

[37] İbr. 9:14; 1.Pet. 3:18

 

[38] Elç.İşl. 20:28; Yuh. 3:13; 1.Yuh. 3:16

 

[39] Yuh. 6:37,39; Yuh. 10:15-16

 

[40] 1.Yuh. 2:1-2; Rom. 8:34

 

[41] Yuh. 15:13,15; Ef. 1:7-10; Yuh. 17:6

 

[42] Yuh. 14:16; İbr. 12:2; 2.Kor. 4:13; Rom. 8:9,14; Rom. 15:18-19; Yuh. 17:17

 

[43] Mez. 110:1; 1.Kor. 15:25-26; Mal. 4:2-3; Kol. 2:15

 

 

 

 

Özgür İrade

 

 

I. Tanrı insanın iradesini doğal bir özgürlük ile donatmıştı. Bu özgürlük ne baskı altındadır ne de iyilik ya da kötülük yapmak üzere koşullanmıştır.[1]

 

II. Masumiyet konumundayken insan, iyi olan ve Tanrı’yı hoşnut edeni hem isteme hem de yapma gücüne ve özgürlüğüne sahipti;[2] ancak bu konumdan düşmesi mümkün olacak şekilde değişkendi.[3]

 

III. Günah konumuna düşmesiyle insan, beraberinde kurtuluşu getirecek herhangi bir ruhsal iyiliği isteme yetisini tümüyle kaybetmiştir:[4] bu nedenle bu iyiliğe tümüyle karşıt,[5] ve günah içinde ölü[6] bir doğal insan olarak kendi gücüyle iman edecek ya da kendisini buna hazırlayacak yetiye sahip değildir.[7]

 

IV. Tanrı bir günahlıyı imana kavuşturduğunda ve onu lütuf konumuna yerleştirdiğinde, o kişiyi günaha olan doğal tutsaklığından özgür kılar;[8] ve yalnızca lütfu aracılığıyla ruhsal açıdan iyi olanı özgürce arzulama ve yapma yetisi verir;[9] buna rağmen insan, içinde kalan düşmüşlük nedeniyle ne mükemmel bir şekilde ne de yalnızca iyi olanı arzular ama aynı zamanda kötü olanı da arzular.[10]

 

V. İnsanın iradesi, yalnızca yücelik konumuna geldiği zaman mükemmel ve değişemez bir şekilde sadece iyilik yapmak üzere özgür hale getirilecektir.[11]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Matta. 17:12; Yak. 1:14; Tes. 30:19

 

[2] Vaiz 7:29; Tek. 1:26

 

[3] Tek. 2:16-17; Tek. 3:6

 

[4] Rom. 5:6; Rom. 8:7

 

[5] Rom. 3:10,12

 

[6] Ef. 2:1,5; Kol. 2:13

 

[7] Yuh. 6:44,65; Ef. 2:2-5; 1.Kor. 1:4; Tit. 3:3-5

 

[8] Kol. 1:13; Yuh. 8:34,36

 

[9] Fil. 2:13; Rom. 6:18,22

 

[10] Gal. 5:17; Rom. 7:15,18-19,21,23

 

[11] Ef. 4:13; İbr. 12:23; 1.Yuh. 3:2; Yah. 24

 

 

 

 

 

Etkin Çağrı

 

 

I.Tanrı, yaşama kavuşturmak üzere önceden belirlediği kişilerin hepsini, ve sadece bu kişileri Kendi belirlediği ve uygun gördüğü zamanda, doğal olarak içinde bulundukları günah ve ölüm konumundan, İsa Mesih’teki lütuf ve kurtuluş konumuna[1] Sözü ve Ruh’u aracılığıyla[2] etkin bir şekilde çağırmaktan[3] hoşnut olmuş; Tanrı’ya ilişkin gerçekleri anlamaları için düşünüşlerini ruhsal ve kurtuluşa eriştirecek şekilde aydınlatmış,[4] taştan yüreklerini alarak onlara etten bir yürek vermiş;[5] iradelerini yenileyerek ve Kendi kadir gücüyle onları iyi olana yönlendirerek[6] etkin bir şekilde İsa Mesih’e çekmiştir;[7] öyle ki O’nun lütfuyla bunu arzulamaları sağlanmış olarak tamamıyla özgür bir seçim sonucu Mesih’e gelmişlerdir.[8]

 

II. Bu etkin çağrı yalnızca Tanrı’nın karşılıksız ve özel lütfundan ileri gelir; Kutsal Ruh tarafından canlandırılıp yenilendiği ana kadar kendi içersinde pasif olan[9] insanda varlığı önceden görülen hiçbir şeyden kesinlikle kaynaklanmamaktadır.[10] Kutsal Ruh’un bu işlevi aracılığıyla kişiye, bu çağrıya yanıt verme ve bununla birlikte sunulan ve verilen lütfu kucaklama yetisi verilir.[11]

 

III. Seçilmiş olan bebekler ölürlerse, istediği zaman, istediği yerde ve istediği şekilde çalışan[12] Kutsal Ruh aracılığıyla ruhtan yeniden doğarak Mesih tarafından kurtarılırlar.[13] Söz’ün duyurulması aracılığıyla dışsal olarak çağrılamayan tüm diğer seçilmişler için de aynı şey geçerlidir.[14] 

 

IV. Seçilmemiş olan diğerleri, Söz’ün duyurulması aracılığıyla çağrılmış[15] ve Kutsal Ruh’un bazı genel işleyişine tabi olmuş olsalar da,[16] hiçbir zaman gerçek anlamıyla Mesih’e gelmezler; ve bu nedenle de kurtulamazlar.[17] Hristiyan inancını ikrar etmeyen insanların da, kendi yaşamlarını doğanın ışığına ve ikrar ettikleri inancın kurallarına ne denli titizlikle uydurmaya çalışsalar da kurtulamayacakları bu kadar kesindir.[18] Bu tür kişilerin kurtulabileceğini iddia etmek ve bunda ısracı olmak son derece zararlıdır ve bu tavırdan nefret edilmelidir.[19]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Rom. 8:2; Ef. 2:1-5; 2.Tim. 1:9-10

 

[2] 2.Sel. 2:13-14; 2.Kor. 3:3-6

 

[3] Rom. 8:30; Rom. 11:7; Ef. 1:10-11

 

[4] Elç.İşl. 26:18; 1.Kor. 2:10,12; Ef. 1:17-18

 

[5] Hez. 36:26

 

[6] Hez. 11:19; Fil. 2:13; Tes. 30:6; Hez. 36:27

 

[7] Ef. 1:19; Yuh. 6:44-45

 

[8] Mez. 110:3; Yuh. 6:37; Rom. 6:16-18

 

[9] 1.Kor. 2:14; Rom. 8:7; Ef. 2:5

 

[10] 2.Tim. 1:9; Tit. 3:4-5; Ef. 2:4-5,8-9

 

[11] Yuh. 6:37; Hez. 36:27; Yuh. 5:25

 

[12] Yuh. 3:8

 

[13] Luka 18:15-16; Elç.İşl. 2:38-39; Yuh. 3:3,5; 1.Yuh. 5:12; Rom. 8:9

 

[14] 1.Yuh. 5:12; Elç.İşl. 4:12

 

[15] Matta 22:14

 

[16] Matta 7:22; Matta 13:20-21; İbr. 6:4-5

 

[17] Yuh. 6:64-66; Yuh. 8:24

 

[18] Elç.İşl. 4:12; Yuh. 14:6; Ef. 2:12; Yuh. 4:22; Yuh. 17:3

 

[19] 2.Yuh. 9-11; 1.Kor. 16:22; Gal. 1:6-8

 

 

 

 

Aklanma

 

 

I. Tanrı, etkin olarak çağırdığı kişileri, aynı zamanda karşılıksız olarak akladı:[1] bunu, onların içine doğruluk koyarak (kendi doğalarına doğruluk doğasını karıştırarak) değil ama günahlarını bağışlayarak, ve onları doğru kişiler sayıp kabul ederek; ne onların içlerinde gördüğü, ya da onlar tarafından yapılan herhangi bir şeyden, ama yalnızca Mesih’in uğruna; ne de içlerine inanma eylemi olan iman ya da kendilerine doğruluk olarak sayılabilecek her hangi bir itaatkarlık koyarak değil; ama Mesih’in itaatini ve tatminini onların sayarak[2] yaptı, bu kişiler O’nu ve O’nun doğruluğunu iman aracılığıyla aldılar ve iman aracılığıyla bunlara dayandılar (güvendiler); o iman ki kendilerinden kaynaklanmamıştır ama Tanrı’nın armağanıdır.[3] 

 

II. Mesih’i ve O’nun doğruluğunu alıp, bunlara dayanma eylemi olan iman, aklanmanın gerçekleştiği tek yoldur:[4] ancak aklanan kiţide tek başına değildir ama her zaman için diğer kurtaran lütufları beraberinde bulundurur ve bu da ölü değil, sevgiyle etkin olan bir imandır.[5] 

 

III. Mesih, itaati ve ölümüyle, bu ţekilde aklanan herkesin borcunu tamamıyla kapatmıştır, ve onların yerine Babasının adaletini uygun, gerçek ve tam olarak tatmin etmiştir.[6] Fakat her ne kadar Mesih, Baba tarafından günahkarlar için verilmiş;[7] O’nun itaati ve tatmini onların sayılmış[8] ve bunların her ikisi de onlardaki her hangi bir şeyden kaynaklanmamış olsa da, onların aklanmaları sadece Tanrı’nın karşılıksız lütfu nedeniyledir;[9] öyle ki Tanrı’nın adaleti ve zengin lütfu bu günahkarların aklanmasında yüceltilsin.[10] 

 

IV. Tanrı, tüm sonsuzluğun başında, tüm seçilmişlerin aklanmasını hükmetti,[11] ve Mesih, zamanın doluluğunda bu kişilerin günahları için ölmeye ve aklanmaları için tekrar dirilmeye geldi:[12] ne var ki, bu kişiler uygun zamanda Kutsal Ruh’un  Mesih’i onlara uyguladığı ana dek aklanmazlar.[13]

 

V. Tanrı, aklanmış olan kişilerin günahlarını bağışlamaya devam eder;[14] ve bu kişilerin her ne kadar aklanma konumundan düşmeleri asla mümkün olmasa da,[15] günahları nedeniyle Babaları olan Tanrı’nın kendilerinden hoşnutsuz olmasına ve yüzünü onlardan saklamasına sebep olabilirler. Kendilerini alçaltıp, günahlarını itiraf edip, bağışlanma dileyip, iman ve tövbeleri yenilemedikleri sürece bu durumda kalırlar.[16] 

 

VI. Eski Antlaşma altındaki günahkarların aklanmaları, bu yönlerden, Yeni Antlaşma altındaki günahkarların aklanmaları ile aynıydı.[17]

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

[1] Rom. 8:30; Rom. 3:24

 

[2] Rom. 4:5-8; 2.Kor. 5:19-21; Rom. 3:22,24-25,27-28; Tit. 3:5,7; Eph. 1:7; Yer. 23:6; 1.Kor. 1:30-31; Rom. 5:17-19

 

[3] Elç.İşl. 10:44; Gal. 2:16; Fil. 3:9; Elç.İşl. 13:38-39; Ef. 2:7-8