Rev.
Donald Cobb
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ
..............................................................
Giriş
...................................................................
Kutsal Ruh’un Kişiliği
.......................................
Kutsal Ruh’u Tanımanın Önemi
........................
Yeni Ahit ve Kutsal Ruh
....................................
Kutsal Ruh’un İşinin
Başlangıcı ........................
Kutsal Ruh’un Bizde Çalışma
Yolu ...................
Kutsal Ruh’un Armağanları
...............................
Kutsal Ruh ve Dünya
..........................................
Kutsal Ruh’un işi ve hayatımızdaki varlığını
sorgulayan bu eser bir süre Türkiye’de yaşamış olan Pastör Donald Cobb’un
seminer notlarının hazırlanıp düzeltilmesi ile ortaya çıkmıştır. Daha önce “Kilise
Öğretisi”
adıyla yayınlanan kitabın da yazarı olan Saygıdeğer İlahiyatçı ve Pastör bu
kısa eser içinde Kutsal Ruh’un kimliğini anlamamıza yardımcı olarak, Ruh’un
hayatlarımızdaki ve sonsuz yaşamdaki yerine değinmiş ve böylece Kutsal Ruh’un
yaşamlarımızdaki çalışma biçimine ve amacına doğru bir bakış açısı kazanmamızı
amaçlamıştır.
Bu kısa eser okuyucularını Kutsal Ruh hakkındaki
bilgilerini gözden geçirmeye davet ettiği gibi kısa paragraflarda verilen çok
kapsamlı ve geniş öğretiler ile dikkatlerimizi Kutsal Yazılara çeker.
Böylece Kutsal Kitap’tan alıntı yapılan ayetler
altına yazılmış paragraflar ile bu kitap içindeki öğretiyi Kutsal Yazılar ile
destekler. Ve bu çalışmanın sonunda ortaya Kutsal Yazıların Kutsal Ruh
hakkındaki öğretisini yalın bir şekilde açığa çıkarır.
Türkiyemizde henüz Kilise İlahiyat okullarının bulunmadığı
gerçeğinden yola çıkarsak bu kısa eserin büyük bir boşluğu doldurduğu da
tartışılmaz bir gerçek olarak kendiliğinden ortaya çıkar.
İncilimizi, Kilisemizi, Kültürümüzü ve
Geleneklerimizi emanet edeceğimiz çocuklarımıza bu konuda ciddi bir akademik
araştırma bırakabilme sevinci içinde düzenleyip baskıya hazırladığım bu
çalışmanın Türkçe konuşan Hristiyan halklara Kutsal Ruh’tan bir yenilenme ve
bereket getirmesi dileklerimle takdirlerinize sunuyorum.
Saygılarımla,
Rev. İlhan Keskinöz
Heidelberg İlmihali 53. Kutsal Ruh’la ilgili olarak neye inanıyorsunuz?
İlk olarak O, Baba
ve Oğul gibi sonsuz Tanrı’dır.1
İkinci olarak O
bana, gerçek iman aracılığı ile beni Mesih’e ve O’nun bütün bereketlerine
paydaş kılsın,3 beni teselli etsin4 ve sonsuza dek
benimle kalsın diye5 kişisel olarak verilmiştir.2
1 Tekvin 1:1, 2; Matta 28:19; Elçilerin İşleri 5:3, 4;
(I.Korintliler 3:16)
2 Galatyalılar 3:14, (I.Petrus 1:2)
3 Yuhanna 15:26; Elçilerin İşleri 9:31
4 Yuhanna 14:16-17, I.Petrus 4:14
5 I.Korintliler 6:19; II.Korintliler 1:21-22;
Galatyalılar 4:6, (Efesliler 1:13)
Kutsal Ruh yaratılış
içerisinde, dünyada, kilisede ve imanlıların hayatında nasıl işler? Kutsal Ruh
hangi yollarda çalışır?
Günümüzde Kutsal Ruh’un işleyişini pek iyi anlayamamamızın sebebi belki de
bunları neden yaptığını bilmediğimizden ya da kavrayamamamızdan ileri
gelmektedir. Bu yüzden de bizlere doğa dışı gibi gözüken herhangi bir şeyi
hemen direkt olarak Kutsal Ruh’un bir işleyişi olarak adlandırırız. Günümüzün
bazı kiliselerinde her şeyin Kutsal Ruh’a atfedilmesinin arkasında olan şey
Kutsal Ruh’un tüm bunları neden yaptığının sorulmamasıdır.
Kutsal Yazılar bizlere
Kutsal Ruh’un, Kişisel bir varlık olduğunu söylemektedir. Yani Üçlü Birliğin
üçüncü Kişi’sidir. Kutsal Yazlıları anlamak için “O, Tanrı’nın Kendisidir” önermesini anlayıp kabul etmemiz çok
büyük önem taşır.
Eski
Ahit içindeki Kutsal Ruh kavramına dikkatlice bakmadan Kutsal Ruh’u
anlayamayız. Eğer Kutsal Ruh’a çok kişisel bir düzeyde bakarsak, yani Kutsal
Ruh’un yalnızca kendi yaşamlarımızda yaptıklarını görmeye odaklanırsak, o zaman
Kutsal Ruh’un gerçek anlamdaki büyüklüğünü ve kapsamını da kavrayamayız. Eğer
Kutsal Ruh’un yalnızca kendi hayatımızda ve kendimiz için neler yaptığına
odaklanırsak, bizde kalan Ruh’un yüceliğini ve büyüklüğünü kısıtlamış oluruz.
Böyle bir düşüncenin sonucunda da Tanrı olarak Kutsal Ruh’un ne kadar yüce ve
büyük olmasına rağmen bizlerin yaşantısında kısıtlı
kalmış şekliyle anlaşılmasına sebebiyet veririz. Bu anlayışın sonucunda da;
Kutsal Ruh’un, bizlerin içerisinde yaptığı işi açıkça göremeyiz.
Tekvin
1: 1 Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. 2 Yer boştu, yeryüzü şekilleri
yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların
üzerinde dalgalanıyordu.
Yaratılışın
başlangıcında Tanrı’nın Kutsal Ruh’u biçimsiz bir kaosun üzerinde dolaşıyordu.
Burada kullanılan kelime tam anlamıyla bir
şeyin üzerinde durmak, hareket etmek, gezinmektir. Burada kullanılan kelime
bir kartalın kendi yavruları üzerinde durup, onları korumaya çalışması gibi;
Tanrı’nın da kendi halkını korumaya çalıştığını ima etmek üzere kullanılmıştır.
Bunun
ışığı altında Kutsal Ruh, en başta bu “hiçliğin”
ya da “kaosun” üzerinde hareket
etmekte, gezinmekte ve Tanrı’nın yaratılış için başlayacağı işin içerisinde bir
rol almak üzere beklemektedir. Bu ayetlerden çıkarılan anlam da Tanrı’nın tüm
yaratılışı, Ruh’u aracılığıyla yarattığıdır. Kutsal Ruh bu biçimsiz yaratılış
içerisinden, düzen ve uyumluluk ortaya çıkararak yaratılış işi içinde bir rol
almaktadır. Tekvin 1. bölüm güçlü Tanrı’nın bir “hiçliğin” içerisinden
nasıl bir düzen yarattığını göstermektir. Tanrı, yaratılışı biçimsiz bir boşluktan
mükemmel bir dünyaya dönüştürmek için hareket etmektedir.
2. ayetten de anlaşıldığı
gibi bunu Kendi Ruh’u ile yapmaktadır. Yani bizlerin içerisinde olan Kutsal
Ruh, aynı zamanda yaratılışta etkin olan Ruh’un aynısıdır.
Mezmur 33: 6 Gökler RAB'bin sözüyle,
Gök cisimleri ağzından çıkan solukla
yaratıldı.
7 Deniz sularını bir araya toplar,
Engin suları ambarlara depolar.
Kutsal
Yazılar göklerin, Rab’bin Ruh’u ile yaratıldığını söylemektedir. Mezmurcunun
kullandığı tasvir oldukça güçlüdür ve şunu belirtmektedir: “Tanrı, her şeye yaşam vermek, yaratmak için bir Söz söylemeli, nefes
vermelidir. Ve her şey, bu şekilde yaratılır.” İşte bu, Tanrı Ruh’unun
gücüdür. O’nun gücü, sonsuzdur.
Mezmur 33: 9 Çünkü O söyleyince, her
şey var oldu;
O buyurunca, her şey belirdi.
Tanrı bir şey söylediği
zaman bu Söz hemen, Tanrı’nın amacını yerine getirmektedir. Tüm yaratılışı
Tanrı’nın amaçlarına göre düzenlemek için işleyen Kutsal Ruh ile yaşamlarımızda
etkin olan ve bizleri değiştiren Kutsal Ruh aynıdır. Yani bizlerin içinde
yaşayan Kutsal Ruh, Yaratan Ruh’tur.
Kutsal Kitap bizlere en
başta dünyayı, evreni yaratan Kutsal Ruh’un aynı zamanda da bu yaratılışı
koruyan ve devam ettiren bir güç olduğunu söylemektedir. Kutsal Ruh’un varlığı
ve işleyişi aracılığıyla bizler, var olmaya devam edebiliriz. Şayet Kutsal Ruh
dünyadan çekilecek olsaydı tüm yaratılış tekrar “hiçliğe” geri dönecekti:
Eyüp
34: 12 Tanrı kesinlikle kötülük etmez,
Her
Şeye Gücü Yeten adaleti saptırmaz.
13
Kim yeryüzünü O'na emanet etti?
Kim
O'nu bütün dünyanın başına atadı?
14
Eğer niyet eder de
Ruhunu
ve soluğunu geri çekerse,
15
Bütün insanlık bir anda yok olur,
İnsan
yine toprağa döner.
Elohu’nun sözlerinde fark ettiğimiz gibi, şayet Tanrı
soluğunu geri alırsa, her şey tekrar toprağa dönecektir. Kutsal Ruh’un
yaratılışın başında etkin olduğu gibi günümüzde de bu yaratılışı sürdürmek için
çalışmakta ve işlemektedir.[1]
Kutsal Yazılar bizlere doğa kanunlarının, bu kanunları veren Kişi’ye bağımlı
olduğunu söylemektedir. Tüm bunları bir arada tutan ve hiçliğe dönüşmesini
engelleyen güç, O’dur. Aslında bizler bir sabah kalkıp, yeni bir günün
yaratıldığını görebiliriz. Bunun anlamı şudur: zira Tanrı dünyanın devam
etmesine izin vermiştir. Doğa kanunları tabi ki vardır. Ancak Tanrı’nın
Ruh’u aracılığıyla evrenin kanunları davam eder; Kutsal Ruh bu yasalara
işleyebilme gücü verir. Yani Kutsal Ruh hem yaratan hem de devam ettiren
Ruh’tur.
Peki Kutsal Ruh’un yaratılıştaki hizmetinin kapsamı
nedir? Eski Ahit’e göre bu, her şeyi
kapsamaktadır.
Mezmur 104: 10 Vadilerde fışkırttığın
pınarlar,
Dağların arasından akar.
11 Bütün kır hayvanlarını suvarır,
Yaban eşeklerinin susuzluğunu
giderirler.
12 Kuşlar yanlarında yuva kurar,
Dalların arasında ötüşürler.
Bütün hayvanların susuzluğu giderilsin diye Tanrı’nın
vadilerde pınarlar yaratıyor
Mezmur 104: 13 Gökteki evinden dağları
sularsın,
Yeryüzü işlerinin meyvesine doyar.
14 Hayvanlar için ot,
İnsanların yararı için bitkiler
yetiştirirsin;
İnsanlar ekmeğini topraktan çıkarsın
diye,
Hayvanlar ve insanlar için yiyecek olsun diye
Tanrı’nın dağları suluyor ve yerin yeşermesini sağlıyor. Yani gökyüzü her ne
zaman yağmur veriyorsa bunu Tanrı sağlamaktadır.
Mezmur 104: 19 Mevsimleri göstersin
diye ayı,
Batacağı zamanı bilen güneşi yarattın.
20 Karartırsın ortalığı, gece olur,
Başlar kıpırdamaya orman hayvanları.
Ayın dünya etrafında dönmesi bile Tanrı’nın sürekli
işleyişinin bir sonucudur. Her akşam karanlık getiren ve gece olmasını sağlayan
O’dur.
Mezmur 104:21 Genç aslan av peşinde
kükrer,
Tanrı'dan yiyecek ister.
Ormanların kralı olan aslanlar bile günlük
yiyecekleri için Tanrı’ya bakıyorlar.
Mezmur 104: 27 Hepsi seni bekliyor,
Yiyeceklerini zamanında veresin diye.
28 Sen verince onlar toplar,
Sen elini açınca onlar iyiliğe doyar.
29 Yüzünü gizleyince dehşete
kapılırlar,
Soluklarını kesince ölüp toprak
olurlar.
30 Ruhun'u gönderince var olurlar,
Yeryüzüne yeni yaşam verirsin.
Yani, Ruh’un yaratılıştaki işlevi şu anda da her şeyi
tamamen kapsamaktadır. Tanrı’nın bu dünyadaki [aktif] varlığı, bu dünyanın ve
içindeki her şeyin sürmesini, devam etmesini sağlayan etkendir. Eğer Tanrı
Kendi yüzünü saklayacak ve Ruh’unu geri çekecek olsaydı her şey yok olurdu.
Fakat Tanrı Ruh’unu gönderir ve yeryüzü yaratılır, tazelenir. Tanrı’nın yaratan
ve devam ettiren Ruh’u aracılığıyla bizler yaşayabilir; hareket edebilir ve
varlığımızı sürdürebiliriz.
1-) Tanrı’nın Ruhunun (Kutsal Ruh) amacı kendi
amaçlarımız doğrultusunda kullanabileceğimiz ya da dizginleyebileceğimiz bir
güçten çok daha farklı bir şeydir. Bazen “Kutsal
Ruh bana daha fazla gelsin” diyoruz fakat çoğu zaman Kutsal Ruh’un müthiş
bir şiddetle gelmesini istememizin gerçek nedeni O’na sadece arzularımızı
söylemek içindir. O’nu hayatımıza çağırmamızın nedeni aslında yalnızca bize
yardım etmesi içindir. Kadir olan Tanrı’nın Ruhu hayatımıza gelip Kendi
amaçları doğrultusunda bizleri kullanmak üzere içimizde işlemektedir. Her şeyi
bir arada tutan Kutsal Ruh’un Kendisidir. Tanrı, her şeyi Kutsal Ruh
aracılığıyla yaratmıştır. Kutsal Ruh’un üzerimize gelmesini istediğimizde
aslında kaostan ve hiçlikten bir dünya yaratmış Olan’ın gücünü, (Ruh’u)
çağırmış oluruz. Kutsal Ruh’un gelerek yaptığı şey ise içimizdeki günahtan
dolayı olan karanlığı ve kaosu almak ve ondan bir düzen, bir ışık yaratmaktır.
Aslında bu oldukça tehlikeli bir düşünce biçimidir. Kutsal Ruh’u içimize
çağırmakla bizler adeta ülkemizin her şehrinin üzerinden hortum geçmesini
istemiş gibi oluruz. Çünkü Kutsal Ruh’un kendisi en güçlü hortumdan bile daha
güçlüdür. Bir anlamda bunun içimizden geçmesi için dua ediyoruz.
Ama bu düşünce aynı zamanda da çok teşvik edicidir.
Bizler Kutsal Ruh’un içimize daha büyük ölçüde gelmesini istediğimizde; O’nun
tüm hayatımızı ve Baba ile olan ilişkimizi koruması ve sürdürmesini istiyoruz
demektir. Bu evreni bir tutan ve yaratılışın devam etmesini Sağlayan’ın Kutsal
Ruh’u, tabi ki hayatlarımızı düzende tutarak koruyabilecek güçtedir. Kesinlikle
bizleri, Tanrı’nın sonsuz Egemenliğine erişmek üzere korumaya yeterli
olacaktır.
2-)
Kutsal Ruh hakkında araştırma yapmak Tanrı’nın lütfunu ve lütfun doğasını
öğrenmemiz hakkındadır. Kutsal Ruh bir kişinin hayatına girdiğinde o kişinin
taştan yüreğini alır ve yerine etten yürek verir. O kişiye kurtaran bir lütufla
dokunur.[2]
Bir de genel lütuf vardır. Yani Kutsal Ruh yalnızca
kilise içinde değil tüm dünyada hatta ve hatta Kendisine karşı başkaldıran
insanların hayatlarında bile işlemekte ve yaratılışı korumaktadır:
Matta 5: 45Öyle ki, göklerde olan Babanızın oğulları
olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem de iyilerin üzerine doğdurur.
Yağmurunu da hem doğruların hem de eğrilerin üzerine yağdırır.
Bu anlamda Mezmurcu “Rab herkese iyidir. Yarattığı ellerinin tüm işleri iyidir” der:
Mezmur 31: 19
İyiliğin ne büyüktür, ya RAB,
Onu senden korkanlar için saklarsın,
Herkesin gözü önünde,
Sana sığınanlara iyi davranırsın.
Mezmur 92:
4 Çünkü yaptıklarınla beni sevindirdin, ya RAB,
Ellerinin işi karşısında
sevinç ilahileri okuyorum.
Mezmur 145:
9 RAB herkese iyi davranır,
Sevecenliği bütün yapıtlarını kapsar
Peki Kutsal Ruh neden tüm bu saydığımız yöntemler
aracılığıyla (yani yaratılışı korumak, sürdürmek, insanların günahlarına bir
sınır koymak gibi) lütuf göstermektedir?
a-) Bu, Tanrı’nın yaratılışına duyduğu sevgiden
kaynaklanmaktadır. Bu yaratılışı ve içindeki her şeyi yaratan Tanrı’dır. Ve
Kendi ellerinin işlerine büyük bir değer vermektedir. Fakat daha da önemlisi
Tanrı, yaratılışı sürdürmekte ve korumaktadır. Çünkü bu düşmüş dünyada Tanrı,
Göklerin Egemenliğinin Müjdesinin duyurulmasını istemektedir. Tanrı böylesine düşmüş
bir dünyada varlığını sürdürmektedir. Çünkü günahkarların kurtuluşa gelmesini
istemektedir. Bu nedenle Kutsal Ruh dünya içerisinde, dünyayı Tanrısal bir
amaca ulaştırmak üzere işlemekte ve varlığını sürdürmektedir. Tanrı, yaratılışı
sadece bizler hayatlarımızı sürdürelim diye korumaz. Bazen bu yaratılışın
sürmesi gerektiğinden ötürü devam ettiğini düşünüyoruz. Yani yaratılışı hep
nötr bir kavram olarak görüyor ve şu şekilde algılıyoruz: “Bir dünya var: Bu
dünyanın yanında İsa Mesih’e iman ediyoruz.” Bu ikisi arasında hiçbir
ilişki görmüyoruz.
Burada görmemiz gereken şey şudur: Kutsal Ruh’un
dünyayı korumaktaki ve devam ettirmekteki amacı her dilden, her ülkeden, her
ulustan, her oymaktan yeni bir halk yaratmak istemesidir (Vahiy 5:9-10;
7:9).[3]
Kutsal Ruh’un dünyayı ve evreni sürdürmekteki işlevi
bizlere ilk olarak, ihtiyacımız olan her şey için Tanrı’ya ne kadar bağımlı
olduğumuzu göstermektedir. Tanrı’nın cennette olduğunu ve bizlere uzaktan
baktığını düşünmek çok kolaydır. Öyle ki, bazen Tanrı’nın bizleri, işlerimizi
yapabilelim diye olabildiğince yalnız bıraktığını düşünürüz. Hatta bu iş,
içinde bulunduğumuz imanlı hizmeti bile olabilir. Biz Hristiyanlar bile
Tanrı’nın bizlere çok uzaktan baktığına [bazen] inanabiliriz. Ve bizler bu
nedenle başımız derde girdiğinde: “Tanrım! gel ve şimdi bana yardım et!”
deriz. Ama Kutsal Kitap bizlere şunu söylüyor: “Kutsal Ruh varlığımızın her
anında aktiftir ve varlığını sürdürmektedir”
Hristiyanlar olarak; Tanrı’nın çocukları olduğumuz
için Kutsal Ruh bizlerin hayatında tamamıyla etkindir. Hristiyan olmamızın yanı
sıra, Tanrı’nın yaratılışı, O’nun ellerinin işleriyiz.[4]
b-) Kutsal Ruh’un bu düşmüş yaratılış içerisindeki
işlevi bu dünyada Hristiyan oluşumuzun sebeplerini göstermektedir. Kutsal
Ruh’un ilk işlerinden bir tanesi, yaratılışı sürdürmektir. Bu, çok büyük bir
sorumluluktur. Ve bu sorumluluk aslında çok büyük bir Kişi’ye verilmiştir.
Çünkü Tanrı yalnızca Kutsal Ruh Kişi’sinde bu görevi başarabilir. Ve bunu da
tüm insanları göklerin egemenliğine ulaştırmak için yapmaktadır.
Kutsal Ruh’un dünyadaki işlevinin tüm amacının bütün
dünyayı Göklerin Egemenliğine doğru yönlendirmek olduğunu anladığımızda, bu
anlayış bizlere önceliklerimizin neler olması gerektiği konusunda çok şey
söyler. Zira Kutsal Ruh bizlerin içinde de yaşamaktadır. Kutsal Ruh’un
dünyadaki, komşularımızdaki, iş yerimizdeki tüm varlığı insanları Tanrı’nın
Egemenliğine getirmek için kullanılmalıdır. Ancak imanlı yaşantımız ve geri
kalan yaşantımız diye bir ayrımın içersine çok kolaylıkla düşebiliriz.
Hatta Hristiyan yaşantımız ve hizmet yaşantımız gibi bir ayrımın içine
bile düşebiliriz. Bunun gibi yanlış bir ayrımın neticesinde “Eğer ben Tanrı’ya hizmet etmek istiyorsam;
bir pastör olmalıyım” diyebiliriz. Zira Tanrı’ya hizmetin yalnızca bu şekilde
olabileceğini düşünürüz. Bu nedenle herhangi bir hizmet grubuna girince “İşte şimdi göklerin egemenliği için
çalışıyorum” diye düşünürüz.
Aslında bu düşüncenin tam zıttı olarak yaşantımızda
yaptığımız her şey bir hizmet olmalıdır. Yaptığımız her şeyin en nihai amacı,
Göklerin Egemenliğine tanıklık etmek ve insanları bu egemenliğe çekmek
olmalıdır. Bundan dolayı kendimize sormamız gereken soru şu olmalıdır:
İş
yerimde Göklerin Egemenliğine nasıl tanıklık edebilirim?
Aile
yaşantımda bu tanıklığı nasıl sürdürebilirim?
Sosyal
yaşantımda bu tanıklığı nasıl sürdürebilirim?
Peki neden
bu şekilde davranmamız gerekiyor?
Zira içimizde yaşayan Kutsal Ruh da, dünyada aynen bu şekilde işlemektedir.
Bizleri taşıyan ve bu hizmet içerisinde koruyan Kutsal Ruh’un Kendisidir.
Yeni Ahit’e göre Kutsal Ruh’un işleyişi her zaman
için Mesih ve O’nun hizmeti ile ilişkilidir. Çünkü Yeni Ahit bizlere Kutsal
Ruh’un, Mesih’in Ruh’u[5]
olduğunu söylemektedir. Kutsal Ruh’un kurtuluş içerisindeki özel görevi,
Mesih’in bizler için olan kurtuluşunu bizlere uyarlamasıdır.[6]
Peki bu,
Eski Ahit’te nasıl karşımıza çıkar? Kutsal Ruh, halkın arasında var mıydı?
Mesih gelmeden önce de, onların arasında işliyor muydu?
Kutsal Ruh’un bu dönemde hiç olmadığı gibi yanlış bir
görüşe kapılabiliriz. İsa, bayram yemeğinde çok ilginç olan sözler söylüyor:
Yuhanna 7: 37Bayramın son
ve en önemli günü İsa ayağa kalktı, yüksek sesle şöyle dedi: «Bir kimse
susamışsa bana gelsin, içsin. 38Kutsal Yazı'da dendiği gibi, bana iman edenin
`içinden diri su ırmakları akacaktır.'» 39Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Ruh'la ilgili
olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti. Çünkü İsa henüz yüceltilmemişti.
39. ayet burada Kutsal Ruh’un henüz verilmediğini
zira İsa’nın henüz yüceltilmediğini söylemektedir. Yani burada ayet Kutsal
Ruh’un verilmesi ve İsa Mesih’in yüceltilmesi arasındaki en güçlü bağı
kurmaktadır. Bunun asıl anlamı Kutsal Ruh’un kiliseye verilmesinin
sebebinin, Mesih’in yüceltilmiş ve Baba’nın yanında tahtına oturmuş olmasıdır.
Aynı şeyi Pentekost gününde de görüyoruz. “Kutsal
Ruh, kiliseye ne zaman verildi?” sorusuna Elçilerin İşleri kitabı Kutsal
Ruh’un kiliseye Pentekost gününde, yani Mesih’in Ruhunun Tanrı halkının üzerine
geldiği günde verildiğini söylemektedir.
Bu nedenle Pentekost gününden önce Kutsal Ruh’un
Tanrı halkı arasında bulunmadığını düşünmek çok kolaydır. Hatta mantıksal
olarak şunu bile diyebiliriz: “Kutsal Ruh
Tanrı halkı arasında var olamazdı. Kutsal Ruh, Mesih’in Ruh’u olduğundan;
Ruh’un dökülmesi için, öncelikle Mesih’in gelmesi gerekir”
Fakat Kutsal Kitap’ın tamamına baktığımızda bu
kavramın çok daha farklı bir şey olduğunu fark ediyoruz. İşaya kitabı
Tanrı’nın, halkını nasıl kurtardığını, Mısır’dan nasıl çıkardığını ve onları
vaat edilen topraklara getirinceye kadar nasıl ilgilenip, beslediğini ve
yönlendirdiğini anlatmaktadır:
İşaya 63: 10
Ama başkaldırıp O'nun Kutsal Ruhu'nu incittiler.
O da düşmanları olup onlara karşı
savaştı.
11-13 Sonra halkı eski günleri,
Musa'nın dönemini anımsadı.
"Çobanlarıyla birlikte onları
denizden geçiren,
Kutsal
Ruhu'nu aralarına yerleştiren,
Görkemli gücüyle Musa'nın sağında yol
alan,
Sonsuz onur kazanmak için önlerinde
suları yaran,
Bir at nasıl tökezlemeden kırdan
geçerse
Onları deniz yatağından öyle geçiren
RAB nerede?"
Diye sordular.
14 Ovaya götürülen sürü gibi
RAB'bin Ruhu onları rahata
kavuşturdu.
İşte adını onurlandırmak için
Halkına böyle yol gösterdi.
Bu bölüm oldukça ilginçtir. Tanrı’nın Eski Ahit’in
ilk günlerinden beri halkının içerisindeki varlığından ve işleyişinden
bahsetmektedir. Bu ayetler içerisinde Kutsal Ruh kelimesi, üç kez
tekrarlanmaktadır. 11. ayette Tanrı’nın, Ruhunu İsrail daha Kızıldeniz’den
geçerken onların üzerlerine verdiğini görüyoruz. 14. ayet Kutsal Ruh’un, Tanrı
halkını yönlendirmesi ve teselli etmesiyle ilişkilendirilmektedir. 10. ayette
gördüğümüz gibi Kutsal Ruh, Tanrı’nın varlığı ile öylesine yakından ilişkilidir
ki, İsrail başkaldırdığında O bundan inciniyor. Bu nedenle Kutsal Ruh Eski Ahit halkı içinde vardı ve işliyordu diyebiliriz.
Eski Ahit’te bile Kutsal Ruh’un hizmetinin çok
kişisel olduğunu fark edebiliriz. Bu hizmet, kutsallık ve kurtuluşla
ilişkiliydi:
Mezmur 51: 9
Bakma günahlarıma,
Sil bütün suçlarımı.
10 Ey Tanrı, temiz bir yürek yarat,
Yeniden kararlı bir ruh var et içimde.
11 Beni huzurundan atma,
Kutsal Ruhunu benden alma.
12 Geri ver bana sağladığın kurtuluş
sevincini,
İstekli bir ruhla bana destek ol.
Bu Mezmur Davut tarafından, kendisini çok yakından
etkileyen Betşeba ile olan günahından sonra yazılmıştı. Fakat bu Mezmur aynı
zamanda tüm Mezmurlar kitabının da bir parçasıdır. Bu kitap tüm İsrail
tarafından Tanrı’ya günahlarının bağışlanması ve itirafta bulunmak için de
toplu olarak söylenirdi. Yani burada Davud’un kendisi için söylediği sözler,
Eski Ahit içindeki herkese uyarlanabilirdi. 11. ayette ne diyor? “Kutsal Ruhunu benden alma”
Bu ayetlerin içeriğine bir bakalım:
9. ayet bizlere Tanrı’nın
bağışlamasından,
10. ayet temiz bir yürek ve ruhtan
bahsediyor.
12. ayette ise Davut kurtuluşunun
sevincini geri vermesi için Tanrı’ya dua ediyor. Kendisini koruması için
istekli bir Ruh vermesini istiyor.
Tüm bunlar, Davut’un yaşantısındaki Kutsal Ruh’un
işleyişi ile ilişkilendiriliyor. Yani şöyle de diyebiliriz: Kutsal Ruh az
önce bahsedilen her şeyin olabilmesi için şarttır. Tanrı’nın varlığı ve
Kutsal Ruh gerçeği, tüm bu bahsedilen şeylerin Eski Ahit halkının hayatında var
olmasını mümkün kılan etkendi. Buradan çıkarabildiğimiz anlam şudur: Kutsal Ruh
Eski Ahit’te bile kişisel olarak insanları kutsallığa doğru yönlendirmek için
hayatlarında işliyordu.
Eski Ahit’te rastladığımız şeylerden birisi de
insanlara Tanrı ile olan ilişkilerinde onlara olgunluk vermek için Kutsal Ruh
çalışmasıydı. Peki tüm bunları
söyledikten sonra Kutsal Ruh’un Eski ve Yeni Ahit içindeki işleyişi arasındaki
farkı nasıl anlayabiliriz?
Anlamamız gereken gerçekten de zor sorularla karşı
karşıya olduğumuzdur. Belki, Mesih’in Eski ve Yeni Ahit’teki bağışlamasına
bakmak bu sorulara cevabımızı kolaylaştırabilir. Yeni Ahit’e göre bağışlama,
Mesih’in ölümünün ve dirilişinin bir sonucudur. Mesih’in kanı çarmıh üzerinde
döküldüğü için bugün bizler bağışlanmaya sahibiz. Fakat Mesih’in ölümü ve
dirilişi çarmıhtan sonra yaşamış olanlarla kısıtlı değildir. Bu Kurban
Tanrı’nın Eski ve Yeni Ahit’teki halkı için de yeterliydi. Bu nedenle aslında
Eski Ahit’teki imanlılar da gerçek bir tövbeyi gerçekleştirdiklerinde
bağışlanmaya sahiptiler. Çünkü Mesih’in ölümü O’nun gelişinin öncesindeki
zamanları da kapsamaktaydı.
Mesih geldi ve tarih çizgisi üzerinde, belirli bir
noktada ölüp; tekrar dirildi. Bundan dolayı çarmıhtan sonra yaşamış olan ve
Mesih’e iman ederek, O’na güvenmiş olan her kişi bağışlanmaya sahiptir. Fakat
çarmıhın gücü öylesine güçlüdür ki, Mesih’ten önce gelmiş olan insanlar bile bu
bağışlanmaya sahiptirler.
Bu nedenle Mesih’in çarmıhtaki gücü, O’nun gelişinden
önce yaşamış olan geçmişteki kişilere kadar ulaşır. Aynı şekilde Mesih’in
ölümü, dirilişi ve yüceltilmesi de Kutsal Ruh armağanını tüm insanlar için
mümkün kılmıştır. Buna, Pentekost günü öncesinde yaşamış olan tüm insanlar da
dahildir.
Eski Ahit imanlıları Kutsal Ruh’un işleyişini
deneyimlemişlerdir. Çünkü Mesih’in çarmıh üzerindeki Kurbanı sayesinde Kutsal
Ruh, Tanrı’nın tüm seçilmişleri için alınabilir kılınmıştır. Yani Kutsal Ruh’un
varlığı, çarmıh noktasından tarihin geçmişine uzanarak etkilerini
hissettirmiştir ve Eski Ahit halkını da kapsamaktadır.
Fakat aynı şekilde Yeni Ahit’teki Kutsal Ruh deneyimi
de sonsuz derecede fazla, yüce ve görünebilirdir. Çünkü Mesih’in çarmıh
üzerindeki kurbanı artık tarihsel bir gerçek olmuştur. Mesih’in Kendisinin de
yüceltilmiş olmasından ötürü Kutsal Ruh da tüm imanlıların yaşamlarında
Mesih’in işleyişini çok daha sonsuz bir derecede yüceltebilir.
Eski Ahit’te Kutsal Ruh’un işleyişi biraz bulanık
veya örtülü olarak algılanıyordu. Ve bu sönüklüğün yanında çarmıhın yüce
ışığını gören Havariler ancak şunu diyebildiler: “Daha Kutsal Ruh insanlara henüz verilmemişti”
Fakat Mesih geldiğinden ötürü, O’nun kanı ve dirilişi
ile yapılan Yeni Ahit artık Ahit Ruhudur.
Konu, Kutsal Ruh’un yalnızca Yeni Ahit’te “var” olduğu değildir. Yeni Ahit’in
vaatlerinden bir tanesi Mesih’in Ruhunun bolca ve tüm doluluğuyla döküleceğidir
(Yanlızca varlığını vermesi değil; varlığını dolulukla vereceğidir). Yeni Ahit’te
Kutsal Ruh, Hristiyan kişinin yaşantısını sürdürmesini motive eden güçtür. Bu,
Yeni Ahit’te öylesine gerçektir ki, karşılaştırma yapıldığında Eski Ahit’te
gerçek olmadığı gibi bir sonuca varılabilir.
Bunun sonuçlarının neler olduğunu görmek için
birkaçını inceleyelim:
I. Tanrı’nın kurtuluşu ile, Kutsal Ruh’un işleyişi
arasında tüm kurtuluş tarihi içerisinde bozulmayan bir süreklilik vardır. Tabi
ki her Ahit’in (Antlaşmanın) ve Tanrı’nın kurtuluş tarihindeki her
dönemin kendine has karakteristik özellikleri vardır. Bunun neticesinde de Eski
ve Yeni Ahit arasında farklılıklar olduğunu görülebilir. Tanrı’nın Adem ve Nuh
ile yaptığı Ahitler arasında farklılıklar mevcuttur. Ama özde Tanrı’nın
davranış biçimi değişmez. Yeni Ahit içerisindeki bizleri kutsallaştıran Kutsal
Ruh ile, Eski Ahit’teki imanlıları kutsallaştıran Kutsal Ruh aynıydı. Kutsal
Ruh’un bizleri kutsallaştırmadaki kullandığı yolla, Eski Ahit’teki halkın
kutsallaştırılmasındaki yol aynıdır. Yani bu yol; Mesih’in doğruluğunu bizlere
uyarlamasıdır. Bu da Tanrı’nın karakteri hakkında bir şeyler anlamamızı sağlar:
a-) Tanrı değişmeyen, sadık bir
Tanrı’dır.
b-) Tanrı’nın Kendi halkına ve diğer
insanlara olan davranış biçimi süreklidir, değişmez.
c-) Tanrı her zaman planlarına
sadıktır. Çünkü O, Kendi özüne aykırı davranmaz.
Bunu kişisel seviyeye indirgersek Tanrı’nın bizlere
olan davranışlarını değiştireceğinden kaygı duymamız yersizdir. Tanrı’nın Eski Ahit’te
belirli bir davranış biçimi içerisinde olup Yeni Ahit’te ise, Kendi halkını
kurtarış ve onlarla ilgileniş biçimini değiştirdiğini söylemek yanlış bir
ifadedir. Çünkü Tanrı’nın davranışlarının değiştiği kabul edilirse artık
herhangi bir karakter şartına bağımlı olmayacaktır (Kendine has bir karakteri
olmayacaktır). Bu tür bir öğretinin (Tanrı’nın Eski ve Yeni Ahit’teki davranış
biçimlerinin farklı olmasının) getirisi şu olacaktır:
“Tanrı Kişisel olarak, davranış
biçiminde hiçbir süreklilik ve devamlılık göstermez, devamlı değişebilir”
Dolayısıyla da bu bakış açısı ile bizlerin Tanrı’yı
gerçek manada tanıyamaması ya da bilememesi gibi bir düşünce biçimi
oluşacaktır. Yani “Tanrı bana dün vermiş
olduğu imanı, acaba bugün koruyacak mı? Ben
şimdi O’na aitim ama gelecekte O’na ait olabilecek miyim?” gibi düşüncelere
yöneltecektir. Bu tarz düşüncelerdeki problem şudur: Tanrı’nın Kendisine olan
sadakatini inkar ettiğimizde, bize olan sadakatini yok saymış oluruz. Fakat
Kutsal Yazılar bizlere Tanrı’nın sadık, değişmeyen bir Ahit Tanrı’sı olduğunu
söylemektedir. Bizlere karşı olan davranışı her zaman için tamamıyla mükemmel
olan karakterine uygun olacaktır.
II. Eski ve Yeni Ahit’te Tanrı’nın davranışlarında özde
herhangi bir farklılık olmasa bile, bunun miktarında, yoğunluğunda bir
farklılık bulunmaktadır. İsa Mesih dünyaya bir insan olarak gelmiştir. İsa
Mesih çarmıh üzerinde ölüp, dirildiğinde bizlerin kurtuluşunu ve
kutsallaştırılmasını elde etmiştir. O’nun çarmıhtaki ölümünden sonra verilen bu
kurtuluş ve kutsallaştırılma Eski Ahit dönemindeki imanlıların
deneyimlediklerinden çok daha kapsamlı bir şekilde bizlere verilmiştir. Bu nedenle
hepimiz Kutsal Ruh’un işleyişine sahibiz. Öyle ki, çoğu Eski Ahit imanlısı
böylesine bir işleyiş ve varlığı hayal bile edememişlerdi. Eski Ahit’teki
insanlara küçük bir akarsu gibi gelmiş olan Kutsal Ruh, artık bizlere vahşi bir
nehrin dolup taşması gibi akmaktadır. Yeni Ahit özel olarak kurtuluştan
bahsederken imanlılar olarak bizlerin Kutsal Ruh deneyiminin yeniliği ve
yoğunluğunu da kurtuluş ile birlikte vurgular:
I.Petrus 1: 10Size
bağışlanacak lütuftan söz etmiş olan peygamberler, bu kurtuluşla ilgili dikkatli incelemeler ve araştırmalar yaptılar. 11İçlerinde olan Mesih'in Ruhu, Mesih'in çekeceği acılara ve
bu acıların ardından gelecek yüceliklere tanıklık ettiğinde, Ruh'un hangi
zamanı ya da nasıl bir dönemi belirttiğini araştırdılar. 12Şimdi size de
bildirilen gerçeklerle kendilerine değil, size hizmet ettikleri onlara açıkça
gösterildi. Bu gerçekler, gökten gönderilmiş olan Kutsal Ruh'un gücüyle size
Müjde'yi iletenler tarafından bildirildi. Melekler bu gerçekleri yakından
görmeye büyük özlem duyarlar.
Eski Ahit peygamberleri, hakkında konuştukları
kurtuluşu anlamak için büyük zaman harcamışlardı. Uzaktan gördükleri kurtuluşu
anlamak için tüm güçleriyle çalışmışlardı. Fakat
Tanrı onlara ne söyledi? Mesih’in sunduğu kişisel kurtuluşun deneyimlenip
yaşanması onların zamanında değil, bizim zamanımızda olacaktı. Bu tecrübe
bizler içindi. Aynı şekilde peygamberler de hizmetlerini yerine getirebilmek
için Kutsal Ruh’un özel doluluğuyla donatılmışlardı. Mesih’in gelişiyle Kutsal
Ruh’un nasıl yüce bir dolulukla verileceğine ilişkin görümler almışlardı. Fakat
Kutsal Yazıların burada ima ettiği şeye dikkat edin: o peygamberler bile, bugün
yaşayan bizlere oranla çok daha az ayrıcalıklıydılar. Çünkü bu peygamberler
Tanrı’nın kurtuluşunu ve varlığını dolaylı bir yoldan deneyimlemişlerdi.
Aslında sahip oldukları şey çok bulanıktı. Fakat buna karşılık bizlere verilen
kurtuluş açıkça, karşılıksız ve sınırsız olarak sunulmuştur. Bunun sonucu nedir? Almış olduğumuz
lütfun gücünü, hiçbir zaman hafife almamalıyız. Böylesine yüce bir kurtuluşa çağrıldığınız zamanki hissettiğiniz şükran
duygularınıza ne oldu? Zaman geçtikçe hayatınızda çalışmakta olan bu lütfu
artık görememeye başladınız. Yaşantılarınızı belirli bir düzen olmadan yaşar
duruma geldiniz. Sizler imalılarsınız yani Hristiyanlarsınız, çoğu zaman
kurtuluşunuzun verdiği sevinci unutuyorsunuz. Zira bu kurtuluşun ne kadar yüce
olduğu gerçeğinden uzaklaşıyorsunuz. Bu nedenle sizleri Kutsal Ruh’u
aracılığıyla kurtaran ve kutsallaştıran Tanrı karşısında hayranlıkla dolmalısınız.
Ayet şunu söylüyor:
“Aslında
melekler bile bizlerin Kutsal Ruh aracılığıyla sahip olduğu bu deneyimi, tam
olarak anlamayı özlüyorlar”
Bu çok inanılmaz bir şey! Bizler her gün şunu
diyoruz: “Evet, Mesih bizler için öldü”
Buna karşılık gökteki melekler bizlere bakarak şöyle diyorlar: “Keşke onların yerinde olup; bu Tanrı
armağanının ne olduğunu anlayabilseydik” Çünkü melekler bizler gibi,
böylesine derin bir günahtan kurtarılmamışlardır. Onlar Kutsal Ruh’un böylesine
kırık bir yürekle, onların yaşamına girerek onları iyileştirdiğini ve
dirilttiğini hiçbir zaman görememişlerdir. Eski Ahit ve Yeni Ahit imanlıları
arasındaki farklıkları görmek de; tüm bunları biraz daha anlamamıza yardımcı
olmaktadır.
Yeni Ahit ve Kutsal Ruh
a-) Kutsal
Ruh ve Mesih
Kutsal Ruh ve Mesih arasında bir ilişki vardır. Fakat bu ilişki nedir? Bu çok önemli ve
temel bir sorundur. Eğer bu soruya doğru cevap vermezsek Kutsal Ruh’un
yaşantılarımızdaki işleyişini tam ve doğru olarak anlayamayız. Anlaşılması
gereken ilk şey, Mesih dünyaya geldiğinde Tanrı olarak gelmiştir. Üçlü Birliğin
ikinci Kişisi olarak dünyaya insan olarak gelmiştir. Tam olarak ve bütünüyle
Tanrı olduğu gibi; aynı şekilde tam ve bütünlüğüyle insandı da. Aslında
bizlerin aracısı[7]
olabilmek için tamamıyla insan olması gerekiyordu. Yeni bir İnsanlığın Başı
olabilmesi için tamamıyla insan olmalıydı. Eğer İsa, tam bir insandan daha az
nitelikte olsaydı Tanrı karşısında bizlerin temsilcisi, gerçek bir temsilci
olamazdı. İkinci Adem olamazdı. Bu
nedenle İsa Mesih’i insanlığında, diğer insanlardan ayıran tek özellik O’nun
günahsızlığıydı:
İbraniler 2:17 Bunun için her yönden kardeşlerine benzemesi gerekiyordu. Öyle ki, Tanrı’ya olan hizmetinde merhametli ve sadık başkahin olup
halkın günahlarını Tanrı’ya bağışlatabilsin.
İbraniler 4:15 Çünkü
zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan değil; tersine, her alanda bizim gibi
sınanmış, yine de günah işlememiş
bir başkahinimiz vardır.
Bu nedenle İsa Mesih insanlığı içerisinde bizler gibi
tamdı, gerçekten bir insandı; fakat günahsızdı. Tüm doluluğuyla bir insandı.
Dört Müjde’de gördüklerimiz şundan ibarettir: Kutsal Ruh, Mesih’e verilmiştir.
Bunun sebebi; Mesih’in Kendi insanlığı içerisinde Kendisine verilen bu hizmete
sadık kalabilmesi içindir. İsa Mesih, bir insan olarak Kutsal Ruh’u içinde
bulunduruyordu. Çünkü, Baba’sının Kendisine verdiği bu görevi sonuna kadar
yerine getirebilmesi için bu gerekliydi. Böyle söylemekle Mesih’in Tanrı’lığını
küçültüyor sayılmayız. Fakat tüm bu söylediklerimiz sadece İsa Mesih’in ne derecede
insan olduğunu anlatır. Bu dört Müjde’nin başında da İsa Mesih’in vaftizci
Yahya tarafından vaftiz edilmesi vardır. Ve Kutsal Ruh da görünür bir biçimde
O’nun üzerine iner ve O’nda kalır. Başka bir deyişle Kutsal Ruh, İsa Mesih’e
verilen hizmette (ki bu da dünyanın Kurtarıcısı olmaktır) O’nu güçlendirmek
üzere hizmetinin başında verilmiştir. Luka bölümünün başlangıcında şöyle der:
Luka 4:1 Kutsal Ruh ile dolu
olarak Şeria nehrinden dönen İsa, Ruh’un yönlendirilmesiyle çölde dolaştırılarak kırk gün süreyle İblis
tarafından sınandı.
Kutsal Ruh’un gücü aracılığıyla İsa Mesih yine Şeytan
üzerinde bu denenmelere galip geldi. Tüm bu denenmelerden sonra İsa Mesih’in
Kutsal Ruh’un gücü ile Şeria nehrinden döndüğünü okuyoruz.
b-) Mesih’in Hizmeti ve Kutsal Ruh
Mesih’in hizmetinin karakteristik özelliklerinden bir
diğeri de Kutsal Ruh’un varlığı ve hizmetidir. Yuhanna 3. bölümde bizlere
Tanrı’nın Ruhunun O’na ölçüsüz bir şekilde verildiğini söylemektedir. Matta 28.
bölüm İsa’nın, Tanrı’nın Ruhunun gücü ile cinleri çıkardığını ve insanları
iyileştirdiğini hatırlatır. İsa, Kutsal Ruh ile güçlendirildiğinden ötürü
çarmıhta bile Kendi hizmetine sadık kalmıştır. İsa Mesih, Tanrı’nın bizlerin günahlarına karşı olan Kutsal öfkesini
Kendi üzerine nasıl alabilmiştir? Kendisi Baba Tanrı’dan ayrılmış ve
kendisini Baba’ya yabancı hissettiği o zamanda, Kutsal Ruh O’nu sadık bir
şekilde elinde tutuyordu. Yeni Ahit bizlere aynı zamanda Kutsal Ruh’un gücü ile
İsa Mesih’in ölümden dirildiğini söyler:
I.Petrus 3:18 Nitekim Mesih de
bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacıyla doğru kişi olarak doğru olmayanlar uğruna,
günahlar için kurban olarak ilk ve son kez öldü. Bedence öldürülmüş, ama ruhça diriltilmiştir.
Mesih’in yaşantısı ve hizmeti, ölümü ve dirilişi bile
Kutsal Ruh’un hizmeti ile sağlanmıştır. Mesih’in insanlığı, Ruh ile dolu olan
bir insanlıktı. Her alanda Tanrı’nın iradesiyle mükemmel bir uyum içerisinde
yaşayabilmesi için İsa Mesih, Kutsal Ruh ile donanmıştı. Tüm bu
söylediklerimizin önemli bir sonucu şudur: Dirilmiş İsa Mesih, Baba Tanrı’nın
sağındaki yetki yerini aldığında ve hükmedişine başladığında, Kendisinde olan
aynı Ruh’u halkına da verme yetkisi
vardı:
Elçilerin İşleri 2: 32Tanrı, bu İsa'yı ölümden diriltti ve biz hepimiz bunun tanıklarıyız.
33O, Tanrı'nın sağına yüceltilmiş,
vaat edilen Kutsal Ruh'u Baba'dan almış ve
şimdi gördüğünüz ve işittiğiniz gibi, bu Ruh'u üzerimize dökmüştür. 34‑35Davut, kendisi göklere çıkmadığı halde
şöyle der:
`Rab
Rabbime dedi ki,
Ben
düşmanlarını
senin
ayaklarının altına serinceye dek,
sağımda
otur.'
36«Böylelikle tüm İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin:
Tanrı, sizin çarmıha gerdiğiniz bu İsa'yı hem Rab hem Mesih yapmıştır.»
Dirilmiş Mesih, bir Kral olarak hükmetmek üzere
tahtındadır. Tanrı’nın sağında yetki ile oturmaktadır. İsa Mesih’in hükmedişi
aracılığıyla Tanrı, İsa Mesih’in düşmanlarını O’nun ayakları altına serecektir.
Ve İsa Mesih de Tanrı’nın sağında oturma ayrıcalığında armağan olarak halkına
Kutsal Ruh’u vermektedir. İşte bu yüzden Mesih’e güç veren aynı Ruh bizlerin
ayaklarına da aynı gücü vermektedir. Hepimiz İsa Mesih’in dünyasal hizmeti
sırasında Kendisine güç veren aynı Kutsal Ruh ile donatılmış bulunuyoruz.
Aslında şöyle diyebiliriz: İsa Mesih’e bu Kutsal Ruh verilmiştir. Öyle ki;
bizler de O’nun Bedeninin üyeleri olarak aynı Ruh’u alabilelim.
İsa Mesih Kendisine ait olanı bizlere de vermektedir.
Bu nedenle Mesih ile Kutsal Ruh ve Mesih’in Hizmeti ile Kutsal Ruh’un hizmeti
arasında bir ilişki bulunmaktadır. Aslında bu dört unsur arasındaki ilişki
öylesine yakından ilgilidir ki, Yeni Ahit’te bunların hepsinin tek bir gerçek
ve kavram olarak bağlandıklarını görebiliriz. Bu ayetler, Mesih’i gözlerindeki
perdeden ötürü anlayamayan, reddeden Yahudiler ile O’nu görebilen insanların
arasındaki ayrımı belirtmektedir:
II.Korintliler 3: 14İsrail oğullarının zihinleri körleşmişti. Bugün bile eski Ahit’i
okudukları zaman zihinleri aynı peçeyle
örtülü kalıyor. Çünkü bu peçe yalnız Mesih aracılığıyla kalkar. 15Ne var ki
bugün bile, Musa'nın yazıları okundukça bir peçe yüreklerini örtüyor. 16Oysa ne
zaman birisi Rab'be dönerse, o peçe kaldırılır. 17Rab Ruh'tur ve Rab'bin Ruhu neredeyse orada özgürlük vardır. 18Ve biz hepimiz peçesiz yüzle Rab'bin yüceliğini görerek yücelik
üstüne yücelikle O'na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz. Bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.
Bu ayetlerdeki Rab, Mesih İsa’dır. Bunu 18.
ayette görebiliyoruz. Rab olan Mesih’e baktıkça O’nun benzeyişine
dönüştürülüyoruz. Fakat buradaki amaç şudur: Kutsal Ruh bizleri, Mesih’in
benzeyişine değiştirme işleminde öylesine etkindir ki, 17. ayet bu gerçeğe
dayanarak “Rab Ruh’tur”
diyebilmektedir. 18. ayet de tekrar aynı şeyi söylüyor: “İmanlılar Rab’bin yüceliğini görerek yücelik üstüne yücelikle O’na
benzer olmak üzere değiştiriliyor ve bu da Ruh olan Rab sayesinde oluyor.”
Ama bu, Mesih ile Ruh arasında herhangi bir farklılık
olmadığı anlamına gelmez. 17. ayet aynı zamanda Rab’bin Ruh’undan da bahseder.
Fakat Ruh ile Mesih öylesine yakından ilişkilidir ki, Ruh’un hizmeti Mesih’in
hizmeti olmuştur. Bu da bizlere Kutsal Ruh’un hizmeti hakkında çok temel bir
şey gösterir: Kutsal Ruh’un Yeni Ahit içindeki hizmetinin en merkezi
noktası, Mesih’in Kurtuluş hizmetini alarak bizlerin yaşantısına uyarlamasıdır.
Kutsal Ruh, Mesih ile halkı arasındaki bir köprü gibidir. Oğul’a ait olan
şeyleri alır, yüceltir ve Kendi halkının yaşantılarında bir gerçek yapar.
Yuhanna 15:26 Baba’dan size
göndereceğim Yardımcı, yani Baba’dan
çıkan Gerçeğin Ruhu geldiği zaman, O bana tanıklık edecek.
Mesih’in Ruhu, [Kendisi için değil] Mesih’e tanıklık
etmek için özel olarak gönderilmiştir. Yuhanna bölümünün tümünde İsa Mesih
tekrar ve tekrar Kutsal Ruh’un, Baba’dan duyduklarını söylemek üzere geldiğini
belirtmektedir. [8]
Bütün bunlar da “Ben ve Baba biriz”
diyen Yuhanna 10:30 ayetini bizlere hem hatırlatır hem de bu ayeti açıklığa
kavuşturur. Bu ayet Kutsal Ruh’un Kendisi için tanıklık etmeye değil,
Oğul’dan duyduklarını öğretmek ve göstermek için geldiğini söyler. Yani
Kutsal Ruh, Mesih’in hizmetine paralel
ya da farklı bir şey yapmaya değil; Mesih’in hizmetini en öne çıkarmak üzere
gelmiştir.
Yuhanna 16: 13Ne var ki O, yani Gerçeğin
Ruhu gelince, sizi her gerçeğe yöneltecek. O kendiliğinden konuşmayacak, yalnız
işittiklerini söyleyecek ve gelecekte olacakları size bildirecek. 14O beni
yüceltecek. Çünkü
benim olandan alacak ve size bildirecek. 15Baba'nın her
nesi varsa benimdir. `Benim olandan alacak ve size bildirecek'
dememin nedeni budur.
Yine burada da karşımıza çıkan şey, Kutsal Ruh’un
özel işlevidir. Kutsal Ruh, Mesih’in olanları alarak bize verir. Yani Kutsal Ruh’un, İsa’nın öğretisini alarak
bize öğreteceğini; Kutsal Ruh’un, İsa’nın sahip olduğu her şeyi alarak bize
vereceğini söyleyebiliriz. İsa Mesih’in Baba’sı ile olan ilişkisine dikkat
ediniz: İsa Mesih, kendi Tanrısallığı içerisinde Sonsuz olan Tanrı’nın
Oğlu’dur. Bu nedenle de İsa Mesih’in tüm sonsuzluk boyunca Üçlü Birliğin
Birinci Kişi’si ile olan ilişkisi bir baba-oğul ilişkisi gibidir. Bu ilişki,
İsa Mesih’in doğasından ötürü Kendisine aittir.
Bu nedenle İsa Mesih dünyaya geldiği zaman O’nun
yaşantısının, Baba’sı ile olan yakınlığını yansıtmasına şaşmıyoruz. İnsan olan
Mesih için Tanrı, sadece Rab olan Tanrı değildi. Sadece yüceltilmiş ve yüce bir
Tanrı değil, İsa Mesih’in Baba’sı idi. İşte bundan ötürü İsa Mesih’in Baba’sı
ile olan ilişkisi, Yeni Ahit kitabında “Abba”
kelimesi ile karşımıza çıkmaktadır. Fakat Kutsal Ruh’un hizmeti Mesih’in
hizmetiyle öylesine yakından bağlıdır ki, Kutsal Ruh’u alan bizler Mesih’in
sahip olduğu Oğulluk Ruhunu almaktayız. Artık Mesih’in Ruh’u bizde de bulunduğundan
yine insan olan Mesih’in Baba’sı ile sahip olduğu o ilişkiye bizler de sahip
olabiliriz. Bunun neticesinde bizler de Tanrı’ya “Abba-Baba” diyebilmekteyiz.
Galatyalılar 4: 4Ama zaman dolunca
Tanrı, Yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için
kadından doğan, Yasa altında doğan öz Oğlunu gönderdi. 5Öyle ki, bizler oğulluk hakkını
alalım. 6Oğullar olduğunuz için Tanrı, öz Oğlunun «Abba! Baba!» diye seslenen Ruhunu yüreklerinize gönderdi. 7Bu nedenle artık köle değil, oğullarsınız. Ve oğullar olduğunuz için Tanrı sizi aynı zamanda mirasçı yaptı.
Mesih nasıl Tanrı’yı Baba’sı gibi gördüyse; bizler de
Tanrı’yı bir Efendi gibi görmenin yanı sıra, Baba gibi görebilmekteyiz. Kutsal
Ruh, Tanrı ile bizlerin arasında hiçbir zaman Mesih’ten ayrı olarak elde
edemeyeceğimiz bir yakınlık verir. Şunu diyebiliriz: Kutsal Ruh, Mesih’in olanı
alıp bizlere verir. Oğul’un olanı alarak bizlere verir ki, bizler Mesih’in
yaşayan benzerleri olabilelim.
Kısaca özetlemek gerekirse, İsa Mesih dünyaya
geldiğinde tamamen Tanrı idi. Ama aynı zamanda bütünüyle de insandı. Tanrı
önünde bizleri temsil edebilmesi için tamamıyla insan olması gerektiğini
görmüştük. İnsan olduğu için de Kendisinin tamamen Kutsal Ruh ile dolu olması
gerekiyordu, böylece hizmetini sadık bir şekilde sonuna kadar sürdürebilecekti.
Kutsal Ruh’un, Mesih’in hizmeti boyunca O’nunla beraber olduğunu söyledik.
Kutsal Ruh’un O’nu desteklediğini ve çarmıh üzerinde Tanrı’nın lanetinin
ağırlığını hissederken O’nu taşıdığını öğrendik. Ve yine Kutsal Ruh’un gücü ile
Mesih’in diriltildiğini okuduk. Mesih ile Kutsal Ruh birbirleriyle o kadar
yakından ilişkilidirler ki, ölümden dirildiğinde ve Tanrı’nın sağına
yüceltildiğinde almış olduğu aynı Kutsal Ruh’u bizlere de armağan olarak
verişinden söz ettik. Kutsal Ruh ile Mesih’in hizmetinin birbiri ile çok
yakından bağlantılı olduğunu söyledik. Kutsal Ruh’un hayatımızdaki hizmetinin,
Mesih’in olanı alıp, bizlere ve hayatlarımıza vermek olduğunu öğrendik. Kutsal
Ruh’un, İsa Mesih’ten bizlere gelen bir köprü olduğunu vurguladık. O’nun
aracılığıyla Mesih’in tüm zenginliklerinin, bizlerin yaşamına dökülüşünden
bahsettik. Ama Kutsal Ruh, aynı zamanda da bize ait olan şeyleri alarak Mesih’e
verir.
Peki bunlar
pratik olarak ne anlama gelir?
1-) İlk olarak
Kutsal Ruh’un hizmeti, hiçbir zaman Mesih’in itaat yaşamından, çarmıhtaki
ölümünden ve dirilişinden bağımsız olarak anlaşılamaz. Aslında bunu
söylemekle, Kutsal Ruh öğretilerinden en önemlisinin birisine ulaşmış oluyoruz.
Eğer bunu doğru şekilde anlamazsak
Kutsal Ruh’un işleyişi kişilerden kişilere çok kolaylıkla değişkenlik gösteren
ve belirli bir içeriği olmayan, nesnel bir deneyim olarak karşımıza çıkar. Eğer
Kutsal Ruh’un hizmetini Mesih’in hizmetinden ayırmaya çalışırsak, Ruh’un
hizmetinin içeriğini de değiştirmiş oluruz.
Bu durumda
Hristiyan yaşantımız hiçbir şekilde tanımlanamayan, soyut, mistik bir
deneyimden öte geçmeyecektir. Şayet
Mesih’in hizmeti ortadan kaldırılırsa; Kutsal Ruh’un beraberinde çalışabileceği
başka hiçbir şey kalmayacaktır. Ama Kutsal Ruh ile Mesih arasındaki
ilişkiyi kavrarsak; Tanrı’nın kurtarış planının mantığını da anlamaya
başarırız..
* Baba, Kendisine bir halk kurtarmayı hükmeder. Erkek ve
kadınları, yeni ve kutsallaştırılmış insanlığın üyeleri olmaları için seçer.
* Oğul olan Mesih, Baba’nın isteğini yapmaya gelir. Bir
insan olarak doğar ve Baba’nın planladığı bu itaatkar insan ırkının başı olarak
dünyaya gelir. Ve Baba’nın seçmiş olduğu bu halk için doğruluğu, kutsallığı ve
kurtuluşu elde etmeye gelir.
* Kutsal
Ruh, İsa Mesih’in elde etmiş olduğu
bu değerleri alarak; imanlıların hayatlarına uygular. Oğul’un yaptığı ve
kazandıklarını alarak bunları Tanrı’nın halkına uygular.[9]
Bu nedenle Üç Kişi’de Bir olan Tanrı’nın amacının
içerisinde bir Birlik vardır. Bu iş
içerisinde Tanrı’nın doğasına uygun olan bir mantık da bulunur. Kutsal Ruh’un
işleyişinde bir gizem elbette ki söz konusudur. Kutsal Ruh bizlerin planlarına,
yollarına ve işleyiş şekillerine bağlı kalamaz. Bizlerin insansal kısıtlama ve
yollarına bağlı değildir. Fakat tüm bunlara rağmen Kutsal Ruh’un hizmeti için “bilinemez”
ya da “tahmin edilemez bir şeydir” diyemeyiz. Kutsal Ruh’un yaptığı her
şeyin tek bir amacı vardır. Nedir o
amaç? İsa Mesih’i yüceltmek ve yaptıklarını bizlerin yaşantısına
uyarlamak...
Peki,
Kutsal Ruh’un kilisede işlediğini nasıl bilebiliriz? O zaman kilisede, muhteşem
bir şey mi oluyor? Kilisede iyileştirilmeler, şifalar olduğu
için mi Kutsal Ruh’un çalıştığını düşüneceğiz?
Kutsal
Ruh’un yaşamlarımızdaki işleyişini nerden bileceğiz? Herhangi bir güç belirtileri
olduğu için mi Kutsal Ruh’un varlığını kabul ediyoruz?
Tabi ki böyle değil. Son yargı gününde birçok kişinin
İsa’ya gelerek “Bizler Senin adınla
peygamberlik yapmadık mı? Cinleri kovmadık mı? Mucizeler yapmadık mı?”
diyeceklerini; ama İsa’nın: “Çekilin
önümden. Ben sizi hiç tanımadım. Benden uzaklaşın” diye cevap vereceğini
hatırlayınız (Matta 7:22-23).
Bu nedenle hiçbir zaman en muhteşem mucizeler bile
Kutsal Ruh’un bir kilisede çalıştığının, kayıtsız şartsız doğru bir kanıtı
olamaz. Bir yerde İsa Mesih,
Kutsal Yazılarda açıklandığı şekliyle yüceltiliyorsa o yerde Ruh’un işlediğini
bilebiliriz. Eğer tapınmanın odak noktası mucizeler değil de İsa Mesih ise,
Kutsal Ruh’un orada işleyişinden emin olabiliriz. Daha da derine
inersek aslında Kutsal Ruh, kutsallık ruhudur. Kutsal Ruh’un işlediği yerlerde
kutsallık, yani İsa Mesih’e benzerlik de açık olarak görülecektir. Eğer bu
yoksa bir şeyin Kutsal Ruh’un işi olduğunu iddia etmeden önce, çok tedbirli ve
dikkatli olmalıyız. Bir şey ne kadar muhteşem olursa olsun, bu düşünce yapısına
bağlı kalmalıyız.
Bunu daha
kişisel bir boyuta indirgersek eğer Kutsal Ruh hayatımızda varsa ve
çalışıyorsa, bu neye benzeyecektir? Arayacağımız
ve bulacağımız şeyler aslında çok muhteşem belirtiler olmamalıdır. Şayet biz
Rab’bin hizmetinde çalışıyorsak buna kanıt olması için başarı bile aramamız
gerekmez.[10]
Fakat aramamız gereken özellik şu olmalıdır: İsa Mesih’in ve O’nun doğruluğunun hayatlarımızda
yüceltilip-yüceltilmediğine bakmak ve düşünmek...
Düşüncelerimizde
daha fazla Mesih’e benziyor muyuz? Diğer insanlara karşı olan davranış ve
düşüncelerimizde Mesih’e daha fazla benziyor muyuz? Tanrı’yı tüm canımızla, tüm
yüreğimizle, gücümüzle ve benliğimizle seviyor ve komşularımızı da kendimiz
gibi seviyor muyuz? Bazen bu gerçekler
bizleri rahatsız edici bir konuma getirir. Zira çoğu zaman bizler
ruhsallığımızı belirli alanlarda gösterdiğimiz başarılara göre tartmak isteriz.
Şayet bir de Rab’bin hizmetinde çalışıyorsak bu özellik bizler için daha da
doğru gibi görünebilir. Şöyle düşünebiliriz:
“Benim
vasıtamla üç kişi iman etti. Demek ki ben Rab’de olgunlaşıyorum”
“Son
3 yılda kilisede hizmet eden pastör sayısı ikiye katlandı, demek ki biz, kilise
olarak büyüyoruz.”
Fakat İsa Mesih ve Kutsal Ruh arasındaki yakın
ilişkinin ışığı altında “Başarı kriteri başka yerde yatmaktadır” demek
gerekir. Kişisel olarak kendimize şu soruyu sormalıyız: “İsa Mesih hayatımda giderek daha fazla yüceltiliyor mu?” Ama aynı
zamanda bu bizlere büyük bir teşvik kaynağı olabilir. Zira yaşamlarımızda bazen
Tanrı ile ileri bir adım atamadığımız fikrine kapılabiliriz. Teşviğimizin
kırıldığı ve Kutsal Ruh’un nerede olduğunu merak ettiğimiz zamanlar olabilir. “Kutsal Ruh’un benimle olduğunu
hissetmiyorum, yaşantımda çok sıra dışı şeyler olmuyor” diyebiliriz. Fakat
geçen zaman sürecindeki ilerleyişlerimize baktığımızda Mesih’in hayatlarımızda
giderek daha fazla yüceltildiğini anlayabiliriz. Güçlüklere ve teşviklerimizin
kırılmasına rağmen Kutsal Ruh bizleri giderek daha fazla İsa Mesih’e benzer
yapmaktadır. İşte Kutsal Ruh’un bizlerin içerisindeki hizmetini de bu kritere
göre ölçmeliyiz.
2-) İkinci olarak Kutsal Ruh ile Mesih’in hizmeti
arasındaki ilişki bizlere şunu gösterir: Kutsal Ruh’un hayatlarımızdaki
varlığının en nihai amacı düşmüş insanlığımızı İsa Mesih’teki Tanrı benzeyişine
tekrar ve tekrar yükseltmek, yenilemektir. Kutsal Ruh bizleri insanlıktan
çıkaran ve insanlığın ötesine geçiren deneyimler vermek üzere hayatlarımıza
girmez ve böyle şeyler yapmaz. Tam tersine Kutsal Ruh bizlere insanlığımızı geri
verir. Adem’in günah işlemesiyle kaybettiğimiz insanlığı, yenilenmiş bir
şekilde bizlere geri verir. Ne yazık ki bu aşamada Kutsal Ruh’un işleyişi
hakkındaki çoğu düşüncelerimiz yanılgılarla doludur. Zira bizler çoğu zaman
deneyimlerimiz ne kadar doğa üstü olursa Kutsal Ruh’un o kadar fazla
çalıştığını düşünüyoruz. Bu nedenle de insanlığımızın ötesine ne kadar fazla
geçersek Kutsal Ruh’un o derece fazla işlediğini sanıyoruz. Bu türlü yanlış
fikirlere saplandığımızda Kutsal Ruh’un işleyişine karşı kapıldığımız
izlenimler şöyle olur: Cinlerin
çıkarılması esnasında olduğu gibi yere düşmek, yere kapanmak ya da kontrol
edilemez kahkahalar atmak; hatta bazen insanların hayvan sesleri çıkarmak
gibi...
Fakat İsa Mesih tam olarak bizleri insan doğamızın
dışına çıkarmak için, insan olmadı. Tam tersine Tanrı’nın bizlere en başta
verdiği insanlığı, yenilemek ve bütünlüğe ulaştırmak için insan olarak aramıza
geldi. Aynı şekilde Kutsal Ruh da bizlerin hayatlarına geldiğinde insanlığımızı
örtmez. Tersine bizleri tamamıyla insan olmaya ve tam olarak İsa Mesih’e
benzeme yoluna geri koyar.
Adem bir insan olarak yaratılmıştı. Ve Adem’in yerini
alan İkinci Adem ise İsa Mesih’ti.[11] Ve
Kutsal Ruh da İsa Mesih’in bizler için kazandığı bu insanlığı bizlere vermeye
gelmiştir. Yaratılışın en başından Kutsal Kitap’ın en sonuna kadar gördüğümüz
nokta Tanrı’nın bizlere yönelik insanlığımızı geri verme planıdır.
Kutsal Ruh’un İşinin Başlangıcı
Kutsal Ruh
hayatlarımıza hangi noktada girer? Birçok
Hristiyan, Kutsal Ruh’un gerçek işlevinin Hristiyan yaşantımızın başında
başlamadığını düşünür. Çoğu kişi ilk önce bir değiştirilme olayının
gerçekleştiğini daha sonra da Ruh’un vaftizinin gerçekleştiğini düşünür. Ve
Kutsal Ruh’un vaftizi aracılığıyla bir Hristiyanın bu güç kaynağına ulaşabildiğini
sanır. Yani aslında çoğu insan bunu düşünmekle İsa Mesih’e iman etmek ve
O’nunla birleşmek ile, Kutsal Ruh’un armağanını almak arasında bir ayrım yapmış
olur. Bunun sonucunda da iki sınıf Hristiyan ortaya çıkar:
“Kutsal
Ruh’a sahip olan ve Kutsal Ruh’a sahip olmayan Hristiyanlar...”
Peki bu
karmaşaya nasıl bir cevap vermeli ya da tepki göstermeliyiz?
Galatyalılar
3: Ey akılsız Galatyalılar! Sizi kim
büyüledi? İsa Mesih çarmıha gerilmiş olarak gözlerinizin önünde tasvir edilmedi
mi? 2Sizden yalnız şunu öğrenmek istiyorum: Kutsal Ruh'u, Yasa'nın gereklerini yapmakla
mı, yoksa duyduklarınıza iman etmekle mi aldınız? 3Bu kadar akılsız mısınız? Ruh'la başladıktan sonra şimdi insan
çabasıyla mı bitirmeye çalışıyorsunuz? 4Boş yere mi bu kadar acı çektiniz?
Gerçekten boşuna mıydı? 5Size Kutsal Ruh'u veren ve
aranızda mucizeler yaratan Tanrı, bunu Yasa'nın gereklerini yaptığınız için mi,
yoksa duyduklarınıza iman ettiğiniz için mi yapıyor?
Pavlus’un bu mektubu yazmasının sebebi; Galatya
kilisesinde insanların Hristiyan olabilmesi için Yahudi Yasalarını yerine
getirmeleri gerektiğini söyleyen bir öğretinin yayılmasından dolayıdır. Çok
büyük önem taşıyan konu ise sünnet meselesidir. Buradaki düşünce İsa Mesih’e
iman etmenin Hristiyan yaşantısı için yeterli olmayacağı görüşüdür.
Bu ayetlerde merkezi olan düşünceye dikkat edin (2.
ve 5. ayetler). Yani “duyduklarınıza iman
etmek” diğer bir deyişle burada merkezi olan bir düşünce, İsa Mesih’e ve
O’nun çarmıh üzerindeki hizmetine dair olan bildiriye (Müjde) iman etmektir.
Bununla
ilişkilendirilen kavram hangisidir? Bunu
da yine 2. ve 5. ayetlerde görebiliyoruz: “Kutsal
Ruh’u almak” İman ve Kutsal Ruh’u almak beraberce, el ele gitmektedir.
Başka bir deyişle, Kutsal Yazıların bizlere açıkladığı biçimde İsa Mesih’e ve
hizmetine iman ettiğimiz anda Kutsal Ruh’u alırız. Bunu söylemenin diğer bir
yolu da Hristiyan yaşantısının Kutsal Ruh ile başladığını söylemektir. Yani
Kutsal Ruh, bizler iman ettikten birkaç gün ya da bir kaç ay sonra gelmez. Tam
tersine bizler Kutsal Ruh armağanını iman ettiğimizde alırız. Ve Kutsal
Ruh’u aldığımız anda O’nu tam bir bütünlükle alırız.
Aslında bu kavramın en güçlü biçimde karşımıza
çıktığı yer I.Korintliler 12. bölümdür:
12Beden bir olmakla birlikte birçok üyeden oluşur ve çok
sayıda olan bu üyelerin hepsi de tek bir beden oluşturur. Mesih de böyledir.
13İster Yahudi ister Grek, ister köle ister özgür olalım, hepimiz bir beden
olmak üzere aynı Ruh'ta vaftiz olduk ve hepimizin aynı Ruh'tan içmesi sağlandı.
Bu bölümdeki ayetler, Kutsal Ruh ile vaftiz olmakla
alakalıdır. Bu nedenle çok yakından ilgilenilmesi gerekir. Pavlus şöyle der: “Bizler Kutsal Ruh’un vaftizi aracılığıyla
tek bir Bedene alındık”
Yeni Ahit’teki su vaftizi kiliseye girişin bir
sembolüdür. Su vaftizi mantıksal olarak nasıl Hristiyan yaşantımızın başında
gerçekleşiyorsa aynı şekilde Kutsal Ruh vaftizi de Hristiyan yaşantımızın
başında gerçekleşmektedir. Bu nedenle Kutsal Ruh vaftizi bizlere 1 ay, 1 yıl
kadar sonra gelmez. Tersine, Kutsal Ruh bizlere Mesih’in Bedeninin değişmiş,
yenilenmiş üyeleri olduğumuz anda verilir.
Bu ayetlerde kimlerin Kutsal Ruh vaftizini
aldıklarına dikkat edin! “Hepimiz... Her
birimiz Tek bir Ruh ile, Tek bir Beden’e vaftiz edildik” Yalnızca bazı
Hristiyanlar değil ama Mesih’in Bedeninin her gerçek üyesi Ruh’u tüm bolluğuyla
almıştır. Kutsal Ruh, iman eden herkese çok cömert bir şekilde verilmiştir.
Toparlamak gerekirse Kutsal Ruh’un vaftizini iman ettiğimiz zamandan ayrı
olarak, daha sonraki belli bir zamanda almayız. Mesih’le birleştirildiğimiz
için; Kutsal Ruh armağanı bizlere verilir. Hatırlayınız, Kutsal Ruh ve Mesih o
kadar yakından ilişkilidir ki; neredeyse, birini almakla diğerini de almak
eşittir. Romalılar 8:9 ayetinde Pavlus diyor ki: “Eğer bir kimsede Mesih’in Ruh’u yoksa; o kimse Mesih’e ait değildir”
Yani bu da demektir ki, iki sınıf Hristiyan yoktur.
Tek bir sınıf Hristiyan mevcuttur. O da, Ruhsal Hristiyandır (Mesih’in Ruh’unu
almış kişi).[12]
Kutsal Ruh’u almayan kişiler, en basit anlamda Hristiyan değillerdir. Bu
nedenle herhangi bir kişi bize “Kutsal
Ruh hayatlarınıza ne zaman girer?” sorusunu yönelttiğinde onlara
verebileceğimiz yanıt şu olabilir: “Bizler
değiştirilmiş Hristiyanlar olarak hayatımızın başlangıcında, iman aracılığıyla
Mesih’le birleştirildiğimizde Kutsal Ruh’u alırız”
Bizler O’nunla paydaşlığa girdiğimizde; O’nunla bir
olduğumuzda, Kutsal Ruh bizleri O’na benzer kılmak için hayatlarımıza gelir.
Bizler İsa Mesih’i hayatı