“Kutsal Kitap’ın öğrettiği dindarlıkla dilini dizginlemek ve sözlerini Tanrı’yı hoşnut eden bir şekilde kullanabilmek”
DİLİNİ DİZGİNLEMEK-IV
Yakup 1:26 Dindar olduğunu sanıp da dilini dizginlemeyen kişi kendini aldatır. Böylesinin dindarlığı boştur.
Kelâmi dindarlık emirleri ve yasaklarıyla Tanrı’yı Kutsal ve İlahi Sözü’nde açıkladığı şekilde tanımak; ve buna uygun olarak emirleri ve yasaklarıyla pak bir itaati gerekli kılar. Bu pak itaatin kendisi yaşanırken dışardan bunu görüp izleyenlere Tanrısallık ve dindarlık hakkında konuşmuş ve öğretmiş olur. Diğer yandan böyle bir dindar kişi dinleyicilerine, din dışı konularda konuşurken bile, sözleri ve tavrı ile dindarlık disiplini hakkında yol gösterici olur.
Çalıştığınız işyerinde bir toplantı sırasında patronunuz size dönerek herkesin içinde “bu zor işi güçlü eşek gibi biri olduğun için ancak sen halledersin” deseydi, o an ne hissederdiniz? Ve sizce o anda etrafınızda bulunan diğerleri size nasıl bir düşünce ile bakar ve nasıl bir tepki vermenizi beklerdi?
Bir otobüs ya da ödeme kuyruğunda haksızlıkla sizden öne geçmeye çalışan kişiye “eşek” ya da “öküz” deseydiniz; bundan sonra olabilecek şeylerin ne olduğunu tahmin ediyorsunuz?
Bir kişi size “yılan” deseydi, etrafınızda bulunan insanlar bu söze sizce nasıl bir tepki vermenizi beklerdi?
Tanrı’nın lütufkarca yarattığı bu yaratılıştan canlı ya da cansız bir şeye aşağılayıcı bir şekilde bakmak, Tanrı’ya bu yaratılışın “kötü, çirkin, murdar” olduğunu söylemek anlamına gelmiyor mu? Bu şekilde konuşmakla insan Tanrı’ya “yaratılışı tam yapamamış” şeklinde bir ithamda bulunmuş olmaz mı?
Yine Tanrı’nın kendi suretinde yarattığı insanı hakaret ve küfür yoluyla aşağılamak, insana Tanrı’nın verdiği değeri inkar etmek değimlidir? Böyle bir inkar da dolayısı ile insanın Tanrı’nın koyduğu düzene isyan etmesi değil midir?
Birçok kültürde Tanrı’nın yaratılışına ait bazı değerler hakaret ya da küfür sözü olarak algılanır. Günah ve düşüş insanı o kadar yozlaştırmıştı ki, insan sadece insana ve Tanrı’ya karşı değil, yaşadığı dünyaya karşı da yabancılaşmıştır.
Tekvin kitabı 1. bölümden Tanrı’nın yaratılışına bakalım:
4 –Tanrı ışığı yaratıyor ve “iyi” olduğunu söylüyor;
10 –Tanrı karayı ve denizi yaratıyor ve “iyi” olduğunu söylüyor;
12 –Tanrı bitkileri, otları ve ağaçları yaratıyor ve “iyi” olduğunu söylüyor;
17-18 –Tanrı gündüzü ve geceyi belli eden gök cisimlerini yaratıyor ve “iyi” olduğunu söylüyor;
21 –Tanrı denizde yaşayan canlıları ve uçan canlıları yaratıyor ve “iyi” olduğunu söylüyor;
25 –Tanrı çeşit çeşit yabanıl hayvan, evcil hayvan, sürüngen hayvanları yaratıyor ve “iyi” olduğunu söylüyor;
27, 31 –Tanrı insanı yaratıyor ve “çok iyi” olduğunu söylüyor.
Günahın insanda açtığı derin yaraya ve günahın Tanrı’ya karşı getirdiği düşmanlığa bakın: Tanrı’nın “iyi” dediği bu yaratılışa insan “kötü” diyerek Tanrı’nın yaratılışını aşağılıyor.
Bu yaratılış günah ve düşüşe rağmen Tanrı’nın gözünde o kadar iyi ki, Tanrı bu yaratılışı seviyor ve sadece insanı değil, yaratılışı kurtarmak için Mesih’ini gönderiyor (Yuhanna 3:16, Romalılar 8:20-22).
Günah ve düşüşten sonra bile Yakup’un çocuklarını nasıl bereketlediğine dikkat edin (Tekvin 49:1-28):
9 Yahuda bir aslan yavrusudur.
Oğlum benim! Avından dönüp yere çömelir,
Aslan gibi, dişi bir aslan gibi yatarsın.
Kim onu uyandırmaya cesaret edebilir?
14 «İssakar semerler arasında yatan güçlü eşek gibidir;
15 Ne zaman dinlenecek iyi bir yer,
Hoşuna giden bir ülke görse,
Yüklenmek için sırtını eğer,
Angaryaya katlanır.
16 «Dan kendi halkını yönetecek,
Bir İsrail oymağı gibi.
17 Yol kenarında bir yılan,
Toprak yolda bir engerek olacak;
Atın topuklarını ısırıp
Atlıyı sırtüstü düşüren bir engerek.
21 «Naftali salıverilmiş geyiğe benzer,
Sevimli yavrular doğurur.
22 «Yusuf meyveli bir dal gibidir,
Kaynak kıyısında verimli bir dal gibi,
Filizleri duvarların üzerinden aşar.
27 «Benyamin aç kurda benzer;
Sabah avını yer,
Akşam ganimeti paylaşır.»
28 İsrail'in on iki oymağı bunlardır.
Babaları onları kutsarken bunları söyledi.
Her birini uygun biçimde kutsadı.
Yakup’un bu bereketlemelerine bakınca Tanrı’nın iyi olan yaratılışının her birinin insana verilmiş bir armağan olduğunu görüyoruz. Öyleyse yaratılışa ait şeyleri “kötü” veya “aşağı” bir değerde görerek hakaret ya da küfür amaçlı kullanmak; Tanrı’nın yaratılışının armağanlarının birer lanet aracı olduğunu öne sürmek gibi bir şey olacaktır.
Benzer şekilde İshak’ın Yakup’u nasıl bereketlediğin hatırlayın:
Tekvin 27:27 Yakup yaklaşıp babasını öptü. Babası onun giysilerini kokladı ve kendisini kutsayarak şöyle dedi:
«İşte oğlumun kokusu
Sanki RAB'bin kutsadığı
kırların kokusu.
İshak kendi oğluna bir anlamda “ot” diyor. Ancak İshak bu sözleri söylerken bunun Tanrı’ya ve yaratılışına olan şükrandan doğan bir söz olduğunu görmekteyiz. Yine günümüz kültürüne baktığımızda “ot gibi adam” veya “kafasının içi saman dolu” şeklindeki ifadelerin insanı küçümseyen hakaret sözleri olarak kullanıldığını görmekteyiz.
Öyleyse kültürümüzün, yetişme tarzımızın bizlere daha çocukluktan beri öğrettiği, Kelam’a göre yanlış olan bu bakış açısı nasıl değişebilir? Elbette ki, Hristiyanların bu kelimeleri doğru anlamlar içinde kullanarak yaşadıkları topluma yeniden bu kelimeleri doğru anlamları ile yerleştirmeye çalışmaları ile bu mümkün olacaktır.
Ve yine 92. Mezmur’da Tanrı’nın nasıl övüldüğüne dikkat edin; mezmurcumuz Tanrı’nın yaratılışına bakarak Tanrı’nın kendisine yaptığı iyiliği bu yaratılışın içinde var olan hayvan ve bitkileri kendisi ile özdeşleştiriyor:
1-3 Ya RAB, sana şükretmek,
Ey Yüceler Yücesi, adını ilahilerle övmek,
Sabah sevgini,
Gece sadakatini,
On telli sazla, çenk ve lirle duyurmak ne güzel!
4 Çünkü yaptıklarınla beni sevindirdin, ya RAB,
Ellerinin işi karşısında sevinç ilahileri okuyorum.
5 Yaptıkların ne büyüktür, ya RAB,
Düşüncelerin ne derin!
10 Beni yaban öküzü kadar güçlü kıldın,
Taze zeytinyağını başıma döktün.
12 Doğru insan hurma ağacı gibi serpilecek,
Lübnan sediri gibi yükselecek.
13 RAB'bin evinde dikilmiş,
Tanrımız'ın avlularında serpilecek.
14 Böyleleri yaşlanınca da meyve verecek,
Taptaze ve yeşil kalacaklar.
Mezmurcu Tanrı’nın gözü ile bu yaratılışa bakıyor; Tanrı’nın insana yaptığı iyiliği anlatırken bu iyiliğe “yaban öküzü” yakıştırması yapıyor. Ve Mezmurcumuz 13. ayette bütün bu yaratılışı Tanrı’nın evi (tapınağı) kabul ediyor ve kendisini de bu eve dikilmiş meyveleri bol, yaprağı yeşil bir ağaca benzetiyor –bir anlamda kendisini “yeşil ota” benzetiyor.
O halde 13. ayete bakarak sadece kilisede değil, bu yaratılışın her yerinde sözlerimiz Kelâmi bir dindarlıkla ağzımızdan çıkmalıdır.
Bu durumda Petrus’un görümünü hatırlayın. Petrus bazı insanların kendisine göre daha kötü olduğunu ve bazı yiyeceklerin murdar olduğunu düşünüyordu. Ama Tanrı bu görümde ona “Tanrı’nın yarattıklarının murdar olmadığını” öğretti. Bundan sonra Petrus’un yüreği değişmiş olarak Yahudilerin ilişki kurmaktan kaçındığı ve oturup birlikte yemek yemediği uluslardan biri olan Yüzbaşı Kornelyus ile ilişkiye girebilmişti.
Bu görümde Petrus kaçındığı değişik yaratıklar aracılığı ile yaratılışa ve dolayısı ile bu yaratılışın bir parçası olan insana Tanrı’nın yüreği ile bakmayı öğrendi (Elçilerin İşleri 10:1-28).
O halde dilini dizginlemek ve Kelâmi bir dindarlıkla dilini kullanmak için Tanrı’nın yaratılışını doğru anlamak; insan dahil olmak üzere yaratılışın tamamına Tanrı’nın yüreği ile bakmak gerekmektedir. Çünkü düşüncemiz yani bakış açımız yüreğimizi etkiliyor; ağzımız da yüreğimizden taşanı söylüyor.
Bu durumda dilimizi dizginleyebilmemiz ahlaki kaygılardan öte, Kelam ile yıkanmış bir düşünceden kaynaklanmalıdır. Bu da bizi tekrar ve tekrar Kelam’da büyüme için Tanrı’nın sözlerini araştırmaya, Tanrı’nın sözlerini derin düşünmeye, Kelam’dan beslenen bir dua hayatı ile bilgece davranmaya sevk etmelidir.
İLAVE BÖLÜM:
Bu ayetlerde Kelâmi dindarlığın ölçülerine dikkat çekilmektedir:
Koloseliler 4:2 Kendinizi duaya verin. Duada uyanık kalın, şükredin.
3 Aynı zamanda bizim için de dua edin ki Tanrı, sözünü yaymamız ve uğruna hapsedildiğim Mesih sırrını açıklamamız için bize bir kapı açsın.
4 Bu sırrı gerektiği gibi açıklıkla bildirebilmem için dua edin.
5 Sizden olmayanlara karşı bilgece davranın. Fırsatı değerlendirin.
6 Sözünüz tuzla terbiye edilmiş gibi her zaman lütufla dolu olsun. Böylece herkese nasıl karşılık vermek gerektiğini bileceksiniz.
2. ayet süreklilik [düzenlilik] içinde devam eden bir dua hayatına dikkat çekmektedir. “Uyanık kalın” ifadesi ile emek vererek ve gayretle dua etmek; ve “şükredin” ifadesi ile böyle bir dua hayatının insanı kanaatkar bir yaşama yönlendirmesi gerektiğini öğretiyor.
3. ayet dua hayatımızın kendi çevremizden daha öteye bakmasını ve evrensel kilisenin bir parçası olarak dua etmemizi; Kelam’ın diğer insanlara ulaşmasın için dua etmemiz gerektiğini öğretiyor.
4. ayet dindar kişinin dünyadaki Müjde hizmeti ve kiliseye emek verenler için dua etmesinin gerektiği öğretiyor.
5. ayetteki“bilgece davranın” ifadesinden dindar kişinin dua hayatının sonucu olarak eyleme geçmesi gerektiğini anlıyoruz.
6. ayet dindar kişinin duada, eylemde verdiği tanıklığa söz söylerken de dikkat etmesi gerektiğini öğretiyor.
Böylece dikkat ederseniz dilini doğru kullanmak tek başına bir eylem değil; Kelâmi dindarlığın bütünü içindeki parçalardan biridir.
Böylece insanların “dilini dizginlemek” için yapacağı disiplin ahlaki bir gerekçeye dayanmadan önce ve aynı zamanda bulunulan çevrenin kültürel koşullarına bakmadan önce Kelam’ın ön gördüğü dindarlığa odaklanmış olmalıdır. Çükü dindar kişinin dilini dizginlerken motivasyonu insanı değil, RAB’bi hoşnut etmektir.
Açıktır ki, iki insan konuşurken veya tartışırken yalnızlarsa kullanılan dil biraz daha serbesttir. Ama bu iki insan radyo ve televizyondan konuşma durumunda olduklarında bulundukları yer onlara dil konusunda farklı bir motivasyon ya da baskı aracı olarak konuşmacıların sözleri hakkında belirleyici olacaktır –çoğunlukla.
Yine insanın bir pazaryeri kalabalığı içinde biri ya da birkaç kişi ile konuşuyor olması ile aynı kişinin kilise bahçesi içinde konuşuyor olmasının getirdiği tavır farklıdır –çoğunlukla.
Benzer şekilde tek başına ya da bir topluluğun içinde bir başbakana ya da cumhurbaşkanına konuşmamız gerekseydi, gerek giyimiz, gerek duruşumuz, gerekse sözlerimiz diğer zamanlarda konuştuğumuz kişiden farklı olacaktı –çoğunlukla.
Kelâmi dindarlık ise bütün disiplinleriyle birlikte, bir akvaryumda yaşıyormuş da herkes tarafından izleniyormuşçasına hayatın her alanında ve her yerde Tanrı’nın bizi gördüğünün, duyduğunun, aklımızdan ve yüreğimizden geçenleri bildiğinin kutsal korkusu ile yaşanan bir dindarlıktır. Kelâmi dindarlık böyle bir tanıklık yaşamıdır.
Böylece Kelâmi dindarlıkla ilgili olarak insanın dilini dizginlemesini gerektiren en güçlü ifadeye On Emir içinde yer verilmiştir: “Tanrın Rab’bin ismini boş yere ağzına almayacaksın; çünkü Rab kendi ismini boş yere ağzına alanı suçsuz tutmayacaktır” (Çıkış 20:7).
Ancak gündelik yaşamda Tanrı’nın adının sıradan kelimelerle birlikte, düşüncesizce, boş yere, yalan yemin etmek, lanet etmek için kullanılma alışkanlığının yaygınlığına çok dikkat etmek gerekir.
Westminster Uzun İlmihal 112. soruda üçüncü emre ilişkin insanın sorumluluklarını “Tanrı’nın isminin, unvanlarının ve niteliklerinin, kurallarının, Sözünün, Sakramentlerinin, duanın, antların, adakların, O’nun işlerinin kutsal bir şekilde ve saygıyla düşünüş, sözle kutsal bir tavırla, Müjde’ye yaraşır bir yaşayışla, Tanrı’nın yüceliği, kendimizin ve diğerlerinin iyiliği için kullanılması” şeklinde özetler.
Bu durumda konuşurken bir alışkanlık olarak insanların “İnşallah, Allah-Allah, Eyvallah, Valla[h] billah” gibi sözler kullanmasının yaygınlığına bakarak dindar insanın sözlerine dikkat etmesi; böylece dilini doğru kullanarak topluma örnek olması gerekmektedir. gerekmektedir. Yine beddua ve lanetlemeler konusunda da Tanrı’nın adını benzer kullanma alışkanlığı konusunda örnekler çoktur.
Tanrı’nın ismini gerektiği gibi kullanmamak; ve o ismi saygısız ve ahlaksız, batıl ve kötü anlamda, hakaret ve yalana karıştırarak kullanmak; lanetlemeler, Tanrı’nın hükümlerine ve sağlayışına karşı homurdanmak, ahlaksız şakalar, Tanrı ismi altında sihir yapmak; Tanrı’nın gerçeğine, lütfuna ve yollarına karşı iftira etmek, bunları aşağılamak, sövmek ya da karşı çıkmak gibi uygulamalar Üçüncü emrin yasakladığı günahlar arasındadır (WUİ 113).
İleri Çalışma: Aşağıdaki ayet gruplarından en az ikisini referans alarak burada çalışılan dört bölümlük derslere ilave olarak iki ayrı bölüm yazınız (en az yarım dosya kağıdı).
1-) Süleyman Meselleri 14:23 Her emek kazanç getirir,
Ama boş lakırdı yoksulluğa götürür.
2-) Vaiz 5:3 Çok tasa kötü düş,
Çok söz akılsızlık doğurur.
3-) Eyüp.11:2 "Bunca söz yanıtsız mı kalsın?
Çok konuşan haklı mı sayılsın?
3 Saçmalıkların karşısında sussun mu insanlar?
Sen alay edince kimse seni utandırmasın mı?
4 Tanrı'ya, 'İnancım arıdır diyorsun,
'Senin gözünde temizim.
5[a] Ama keşke Tanrı konuşsa,
4-) Vaiz 10:12 Bilgenin ağzından çıkan sözler benimsenir,
Oysa akılsız kendi ağzıyla yıkımına yol açar.
13 Sözünün başı aptallık,
Sonu zırdeliliktir.
14 Akılsız konuştukça konuşur.
Kimse ne olacağını bilmez.
Kim ona kendisinden sonra ne olacağını bildirebilir?
5-) Süleymanın Meselleri 10:19 Çok konuşanın günahı eksik olmaz,
Sağduyulu kişiyse dilini tutar.
20 Doğru kişinin dili saf gümüş gibidir,
Kötünün niyetleriyse değersizdir.
21 Doğru kişinin sözleri birçoklarını besler,
Ahmaklarsa sağduyu yoksunluğundan ölür.
6-) Hezekiel 36:1 "İnsanoğlu, İsrail dağlarına peygamberlik et ve de ki, 'Ey İsrail dağları, RAB'bin sözünü dinleyin!
2 Egemen RAB şöyle diyor: Düşman sizin hakkınızda, Hah, hah! Bu eski tepeler mülkümüz oldu! dediği için
3 peygamberlik et ve de ki, Egemen RAB şöyle diyor:
Dağlarınızı viran ettiler, sizi her yandan sıkıştırıp çiğnediler; böylece ulusların mülkü oldunuz, dile düştünüz, alay konusu oldunuz,
4 ey İsrail dağları, Egemen RAB'bin sözünü dinleyin! Egemen RAB dağlarla tepelere, vadilerle derelere, yıkıntılara, çevrenizdeki ulusların yağmasına, alayına uğramış, terk edilmiş kentlere şöyle diyor:
7-) Titus 1:9 Hem başkalarını sağlam öğretiyle yüreklendirmek, hem de karşı çıkanları ikna edebilmek için imanlılara öğretilen güvenilir söze sımsıkı sarılmalı.
10 Çünkü asi, boşboğaz, aldatıcı birçok kişi vardır. Özellikle sünnet yanlıları bunlardandır.
11 Onların ağzını kapamak gerek. Haksız kazanç uğruna, öğretmemeleri gerekeni öğreterek bazı aileleri tümüyle yıkıyorlar.