“Kutsal Kitap’ın öğrettiği dindarlıkla dilini dizginlemek ve sözlerini Tanrı’yı hoşnut eden bir şekilde kullanabilmek”
DİLİNİ DİZGİNLEMEK-I
Yakup 1:26 Dindar olduğunu sanıp da dilini dizginlemeyen kişi kendini aldatır. Böylesinin dindarlığı boştur.
Bazı kişiler kendilerini “dindar” olarak tanımlarlar. Diğer yandan bir dinin pratiklerine gündelik yaşamında düzenli bir biçimde yer vermeye çalışan kimseler de toplum tarafından “dindar kişi” olarak görülür.
Bu ayet dindarlık hakkında doğru bir teşhis yapabilmek için bir ölçü göstermektedir. Dindar olduğunu düşündüğünüz bir kişinin diline hakimiyeti ne durumda?
Dili doğru kullanmak ile dindarlık arasında bir bağlantı olduğuna dikkat etmeniz gerekir. Eğer kişi kendini “dindar” zannediyorsa ama dilini denetleyemiyorsa durum daha da kötüdür. Yakup Mektubu böyle bir kişinin yüreğinin aldatı içinde olduğunu söylemektedir.
Kişilerin dışardan gördüğümüz kadarı ile ne yapıp yapmadıklarına bakarak onların “dindar” olup olmadıklarını dar bir anlamda da olsa değerlendirebilirsiniz. Ama bir kişinin diline hükmederek yaşayabilmesine tanık olmak size önceki gözleminizden bir adım daha net fikir verecektir.
Tanrı ile derin bir ilişkisi olan kişinin sözleri sizce nasıl olmalı? Böyle bir kişi konuştuğunda Tanrı’nın sözlerine odaklanarak dünyaya sözler söylediğinde öncelikle dinleyiciye güven verir. Böyle biri Tanrı’nın yargısından bahsediyorsa bile dinleyici söylenen sözün sadık bir yürekten çıktığına olan güvenle söylenenleri dikkatle dinler. Tanrı’nın yargısı hakkında konuşmak bazı dinleyicileri korkutuyorsa bile “diline hakim bir kişi” olarak tanımlanan biri karşı tarafa verdiği bu güvenden dolayı sözlerini dinletir.
O halde dindar kişi konuştuğunda dinleyicilerin yüreklerine güven, teselli, sevinç ve bazen de korku veren sözlerle konuşurken; bu sözler özünde dinleyicinin öğrenmesine hizmet eder.
Bu durumda dilini Kelâmi olarak kullanan bir kimsenin bereketlendiğini hatırlatan bu ayet özellikle bir şeylerin zor ya da kötü gittiği zamanlarda aklınızda olmalıdır:
Mezmur 34:12 Kim yaşamdan zevk almak,
İyi günler görmek istiyorsa,
13 Dilini kötülükten,
Dudaklarını yalandan uzak tutsun (I.Petrus 3:10).
İçinde bulunulan durum her ne ise, konuştuğumuz sözler Kelâmi ise, konuştuğumuz sözler Kelamın dindarlığına uygun ise bizi bereketler; ve bu sözleri dinleyici yüreğine alırsa o da bereketlenir.
Yakup Mektubunun hitap ettiği taraf öncelikle kilisedir. Bu durumda Yakup, bu ayetler aracılığı ile Hristiyan kişinin dilini dindarlıkla kullanarak konuştuğu kimseleri bereketlemesini; dünyaya öğreterek dinleyicileri bereketlemesini hedeflemektedir:
Yakup 3:1 Kardeşlerim, biz öğretmenlerin daha titiz bir yargılamadan geçeceğini biliyorsunuz; bu nedenle çoğunuz öğretmen olmayın.
2 Çünkü hepimiz çok hata yaparız. Sözleriyle hata yapmayan kimse, bütün bedenini de dizginleyebilen yetkin bir kişidir.
Böylece özellikle öğretmekle görevli kimselerin daha titiz bir yargıdan geçeceğini hatırlatan ayete bakarak; aslında her bir inanan kişinin dünyaya doğru bir tanıklık ve doğru bir öğretiş verme sorumluluğu altında kimseler olduğunu hatırlamalıyız.
Böylece yanlışları kaldırma yolunun dilini doğru kullanmaktan geçtiğini unutmamalıyız. Yani dindarlık tek başına Kelam’dan konuşmak değil; Kelamı doğru bir dil ile konuşup anlatabilmekte kendini göstermelidir.
Dindar kişinin Kelam’a göre dilini doğru kullanması ile kişinin kendi bedenini dindarlıkla yönetebilmesi arasında bir bağ olduğuna dikkat çekilir (3:2). Böylece “hepimiz çok hata yaparız” şeklindeki ifade dil konusunda ne kadar ciddi bir şekilde düşünüp disiplinli olmamızı gerektiren güçlü bir hatırlatmadır.
Mektup kiliseye yani Hristiyanlara yani Kelam’dan doğruyu ve yanlışı öğrenmiş kimselere yazılmaktadır. Bu durumda doğru bildiği halde doğruyu yapmayan kişinin ne kadar güçlü bir yargı altına gireceği çok daha kesindir.
Yakup 3:3 Bize boyun eğmeleri için atların ağzına gem vururuz, böylece bütün bedenlerini yönlendiririz.
4 Düşünün, gemiler de o kadar büyük olduğu, güçlü rüzgarlar tarafından sürüklendiği halde, dümencinin gönlü nereye isterse küçücük bir dümenle o yöne çevrilirler.
Bu ayetlerde atın gem ile yönlendirilmesi ve büyük bir geminin küçücük bir dümen ile istenilen yöne çevrilemesi örneklerine bakarak; kişilerin dillerini Kelam ile disiplin etmesi durumunda hem kendilerini hem de dinleyicilerini Tanrı’yı hoşnut eden bir yaşama yönlendirebileceğini öğrenmekteyiz.
Eğer kelimeler Kutsal Kitap’ın dindarlığı altında konuşulursa, dinleyicilerin Mesih’in yaşamları ve düşünceleri değiştirip yenileyen sevgisi altına girebilmelerine aracılık edecektir. Böylece sözlerimizle dedikodu, öfke, çekişme, iftira ve bunlardan doğacak olan kavgadan uzak durmayı hem pratik eder hem de bunu başkalarının da yapabilmesine yardımcı olabiliriz.
Bu noktada çıkış noktamız 3:1-2 ayetleridir:
1. ayet öğreten kişilerin daha titiz bir yargılamadan geçeceğini hatırlatarak; konuştuğumuz insanlara Kelam’daki sevgi ile konuşmamız gerektiği hatırlatır. İnsanlara konuşuyoruz ve insanlar hakkında konuşuyoruz. Böylece Kelam’daki dindarlığa uygun olarak “komşumuzu sevmek” konusunda da titiz olursak, doğal olarak insan hakkında konuşurken de titiz olabileceğiz.
2. ayet “hepimiz çok hata yaparız” diyerek ilk günah ve düşüşün kurtulmuş insanlarda bile halen kalıntıları olduğunu hatırlatır. Bu durumda herkesin günahkar olduğunu aklımızda tutarak; günahı değil, günahkarı seven Mesih’e bakarak konuşmalıyız. Bu durum da bizi bağışlayarak konuşmaya yönlendirmelidir.
Kötü olaylara ve istenmeyen durumlara verilen tepkiler ve buna bağlı olarak söylenen sözler her kültürde yaklaşık olarak bellidir. Böyle hoş olmayan durumlarda Hristiyanlar olayları Kelam’ın öğrettiği dindarlıkla karşılamalılardır. Kötü olaylar, öfke ve kırgınlığın hakim olduğu ortamlar aynı zamanda toplumun Mesih’i tanımaya ve görmeye en çok ihtiyacı olduğu zamanlardır. Böyle bir anda Kelam’ın dindarlığı ile konuştuğumuzda Tanrı’ya güvenen ve Tanrı’yı seven biri ile böyle olmayan birisi arasındaki farklı belli etmiş oluruz. Ve çoğunluğa benzemeyerek onların Mesih’in sevgisinde yenilenmeye olan ihtiyaçlarını göstermiş oluruz.
Diğer yandan dilimizi doğru bir şekilde denetlemekle ruhani hayatta ilerlememizin önünde engel teşkil eden öfke, nefret, intikam gibi duyguları doğru bir şekilde canımızdan uzaklaştırmış oluruz –bunu yapmaya devam ettikçe de dili yanlış kullanma ayartısına karşı daha da güçleniriz.
Yakup 3:5 Bunun gibi, dil de bedenin küçük bir üyesidir, ama büyük işlerle övünür. Düşünün, küçücük bir kıvılcım koca bir ormanı tutuşturabilir.
6 Dil de bir ateş, bedenimizin üyeleri arasında bir kötülük dünyasıdır. Bütün varlığımızı kirletir. Cehennemden alevlenmiş olarak yaşamımızın gidişini alevlendirir.
Genelde insanlar küçük bir kıvılcımı önemsemezler –bu yüzden de ormanlar yanar. Kişiler dilini denetleme konusunda eğer başkalarının ne kadar daha fazla kötü konuştuklarına bakarlarsa “ben asla o kadar ağır ve kötü bir şekilde konuşmam; konuşamam” diye düşünmeye başlayacaklardır [ancak böyle bir düşünce ile konuştuğunuz kimselere kendinizi diğerlerinden daha iyi ya da üstün göstermiş olacağınızdan, yine dilinizi yanlış kullanmış olursunuz]. Böyle bir durumda önemsenmeyen bu küçük kıvılcımlar daha sonra zaman içinde güçlenip büyüyerek kişinin hayatına etki etmeye başlayacak ve kişi ağzından çıkan kötü sözler için kendisini “ben başkaları kadar sık sık böyle ağır ve kötü bir şekilde konuşmuyorum” şeklinde savunmaya başlar durumda bulacaktır.
Kişiler Kelamın dindarlığına göre dillerini denetleme disiplini ile yaşamazlarsa hayatlarına giren kıvılcımlar zaman içinde biraz daha büyüyecek ve kişiler kendi sözleriyle içine düştükleri kötü duruma “tabi ki, öyle konuşmamak lazım; ama biliyorsun haklıydım” şeklinde bir açıklama getirmekle yetinmek durumuna düşeceklerdir.
Ancak Yakup mektubundan öğrendiğimiz şey şudur: küçük kıvılcımlarla savaşma disiplini göster[e]meyenler yangınlarla savaşamayacak kadar disiplinsiz olacaklardır.
Yakup 3:7 İnsan soyu, her tür yabanıl hayvanı, kuşu, sürüngeni ve deniz yaratığını evcilleştirmiş ve evcilleştirmektedir.
8 Ama dili hiçbir insan evcilleştiremez. Dil öldürücü zehirle dolu, dinmeyen bir kötülüktür.
9 Dilimizle Rab'bi, Baba'yı överiz. Yine dilimizle Tanrı'ya benzer yaratılmış insana söveriz.
10 Övgü ve sövgü aynı ağızdan çıkar. Kardeşlerim, bu böyle olmamalı.
11 Bir pınar aynı gözden tatlı ve acı su akıtır mı?
12 Kardeşlerim, incir ağacı zeytin ya da asma incir verebilir mi? Bunun gibi, tuzlu su kaynağı tatlı su veremez.
Kişilerin dillerini Kutsal Kitap’a uyumlu bir şekilde kullanması için kıvılcımlardan korkmayı öğrenmeleri gerekecektir. Ancak 7-8 ayetlerindeki kullanılan “dili hiçbir insan evcilleştiremez; dil öldürücü zehirle dolu, dinmeyen bir kötülüktür” ifadesi günaha karşı koymanın zorluğuna dikkat çekmektedir. O halde kişiler Mesih’e iman ettikten sonra bile günaha karşı koymanın kolay olmadığını; bu yüzden de disiplinle yaşamanın; ayartı olabilecek durumlardan kaçınarak yaşamanın gerektiğini göz önüne almalılardır.
Kelâmi bir dindarlıkla kişiler dil disiplini konusunda kendilerini ne kadar denetlerlerse bile; günah ve ayartının güçlü bir tuzak olduğunu daima aklında tutarak yaşamaları ve öyle öğretmeleri gereklidir.
Romalılar Mektubu düşmüş bir dünyanın dilini nasıl bir dünyasallıkla kullandığına dair şunları söylemektedir:
Romalılar 3:10 Yazılmış olduğu gibi:
"Doğru kimse yok, tek kişi bile yok.
11 Anlayan kimse yok, Tanrı'yı arayan yok.
12 Hepsi saptı,
Tümü yararsız oldu.
İyilik eden yok, tek kişi bile!"
13 "Ağızları açık birer mezardır.
Dilleriyle aldatırlar."
"Engerek zehiri var dudaklarının altında."
14 "Ağızları lanet ve acı sözle doludur."
15 "Ayakları kan dökmeye seğirtir.
16 Yıkım ve dert var yollarında.
17 Esenlik yolunu da bilmezler."
18 "Tanrı korkusu yoktur onlarda."
Bu ayetlere diğer bir açıdan baktığınızda dindar insanların dilini doğru kullanma yoluyla düşmüş dünyaya kurtulmuş kişilerin verdiği tanıklık göze çarpar.
Bunu durumda Hristiyan kişinin konuşurken sözlerini tam olarak kontrol altına almış olması için bir Kelam ile uyumlu ve disiplinli bir şekilde yaşamasını gerekmektedir (3:7-8). Dili ehlileştirmek zaman alan bir durumdur ve yaşamımızda karşılaştığımız denenmelerle gelişecektir.
Ayartı zamanlarında sözlerimiz yüreğimizi açığa vuracaktır. Ayartı zamanlarında sözlerimizi Mesih’in sözlerine benzer kılarsak, yüreğimiz Mesih’e daha çok güvenecek ve yüreğimiz daha çok Mesih için çarpacaktır.
Bu nedenle biz hiçbir zaman “sözlerimizin ne önemi var” diyemeyiz. Sözlerimiz hem bizi, hem de başkalarını daha da kötüye hatta ölüme yönlendirebilir. Ve yine dili doğru kullanmakla sözlerimiz ışık, teselli, şifa gibi bereketlere aracılık edecektir.
Bazen Mesih’e iman etmiş kişilerin sözleri ile imanlarının tezatlığı göze çarpar (3:9). Bir gün bir Hristiyan diğer Hristiyanlarla bir araya gelir, ilahiler söyler, Tanrı’ya övgüler yükseltir. Diğer gün ise düşüncesiz sözler söyleyerek, dedikodularla, eleştirilerle Tanrı’nın benzeyişinde yaratılmış diğer insan kardeşine “lanetler” yağdırır.
Oysa Tanrı’nın adaletini (gerçek için olan tutkusunu), Tanrı’nın sevgisini (merhamet için olan tutkusunu) bilen bir kişi için adaletsiz ve sevgisizce konuşmak ne kadar uygunsuz bir davranıştır.
Tatlı suya tuzlu su eklediğinizde ne olur (3:11)? Tabi ki sonuç içilemez (tuzlu) su olacaktır. Doğruluk sözleriyle birlikte kötü sözleri de söylerseniz; yaşam kötü ve yok edici olana doğru dönecek ve öyle hareket etmeye başlayacaktır.
O halde Mesih’i tanıyan kimseler olarak sözlerimizi O’nun bize olan sevgisi aklımızda olarak kullanmalıyız. Mesih’i tatmış kimseler olarak sözlerimizi O’nun bize olan merhameti şekillendirmelidir.
İnsanın yüreği ile sözleri arasında paralellik vardır:
Matta 12:34 Sizi engerekler soyu! Kötü olan sizler nasıl iyi sözler söyleyebilirsiniz? Çünkü ağız yürekten taşanı söyler.
35 İyi insan içindeki iyilik hazinesinden iyilik, kötü insan içindeki kötülük hazinesinden kötülük çıkarır.
O halde Kelâmi olan bir dindarlıkla sözler söyleyebilmek için yüreklerimiz ve yaşamlarımız daima Mesih’e ve Kutsal Kitap’a odaklanmış olmalıdır. Dünyaya baktıkça, yüreklerimiz dünyasallığa meylettikçe sözlerimiz de dünyasallaşacaktır. Ama Mesih’e ve Kutsal Kitap’a baktıkça sözlerimiz dünyasallığın boyunduruğun kurtulacaktır.
Dilinizi doğru kullanarak dünyasallığın işlerinizi, düşünce, duygularınızı, özetle yaşamınızı [tanıklığınızı] esir almasına izin vermeyiniz.