Belçika İnanç Açıklaması
“Confessio Belgica”
Belçika İnanç Açıklaması
Hristiyan Reform Kilisesinin doktrinsel standartlarının en eskisi olarak “Confession of Faith” (İnanç Açıklaması) ismi ile yazıldığı halde “Belçika İnanç Açıklaması” olarak bilinen, on yedinci yüzyıla ait Latince “Confessio Belgica” isimli dokümandır. Bu dokümana ismini veren “Belgica” isimli bölge ise Hollanda ve Belçika’yı en kuzeyinden en güneyine içine alan bölgenin tümüne verilmiş olan isimdir. Bu inanç açıklamasının baş yazarı Guido de Brés’dir. Kendisi bu bölgedeki Reform kiliselerinin vaizidir ve inancı yüzünden 1567 senesinde şehit edilmiştir. On altıncı yüzyıl boyunca bu bölgedeki kiliseler, Roma Katolik hükümetinin en ağır zulümlerine maruz kalmıştır. Bu zalim baskıyı protesto etmek ve kendilerine zülüm edenlere Reform kilisesinin takipçilerinin iddia edildiği gibi birer asi olmadıklarını, Kutsal Yazılar sadık kalarak gerçek Hristiyanlık doktrinini yaşamak isteyen, kanunlara uyan vatandaşlar olduklarını ispatlamak isteyen Guido de Brés bu inanç açıklamasını 1561 senesinde kaleme almıştır. Metnin tamamlanmasını takip eden sene içerisinde ise bu metnin kopyası Kral II.Philip’e gönderilmiştir. Krala yazdıkları dilekçede hükümetin bütün kanunlarına uymaya hazır olduklarını ancak bu inanç açıklamasında beyan ettikleri gerçekleri reddetmektense “ sırtlarını kırbaçlara, dillerini bıçaklara, ağızlarını tıkaçlara ve bütün bedenlerini ateşlere” vermeye hazır olduklarını belirtmişlerdir.
Her ne kadar bu inanç açıklamasının asıl amacı olan, acilen zulümlerden özgür kılınmaya kavuşulmamış olsa da, Guido de Brés’in kendisi de binlerce kişi gibi imanını yaşamını vererek mühürlermişse de, çalışması günümüze dek süregelmiş ve süregelmeye devam edecektir. Yazar metni hazırlarken belli bir dereceye kadar, iki sene önce yayınlanmış olan ve John Calvin tarafından yazılmış olan Fransız Reform Kiliselerinin İnanç Açıklamasından faydalanmıştır. Ancak Guido de Brés’in çalışması Calvin’in çalışmasının bir revizyonu değil tamamen bağımsız bir çalışmadır. Guido de Brés’in inanç açıklamasının metni 1566 senesinde Antwerp’de gerçekleştirilen bir sinodda kontrol ve düzenlemeye tabi tutulmuştur. Belçika ve Hollanda bölgelerinde bu inanç açıklaması kiliseler tarafından memnuniyetle kabul edilmiş, on altıncı yüzyılın son otuz senesi boyunca gerçekleştirilen bütün ulusal sinodlarda benimsenmiştir. İnanç Açıklamasının içeriği olmasa da metni, 1618-1619 senelerinde Dort’da gerçekleştirilen konsey toplantısında yeniden kontrol edilmiş, bütün Reform kilise görevlilerinin kabul etmesi talep edilen bir doktrin standardı olarak benimsenmiştir. Bu inanç açıklaması, Reform doktrininin sembolü haline gelmiş en iyi ifadelerinden birisi olarak kabul edilmektedir. İngilizce’den Türkçe’ye tercüme ettiğimiz bu metin, 1619 senesinde kaleme alınmış olan Fransızca metinden İngilizce’ye tercüme edilmiş ve 1985 senesinde toplanan Hristiyan Reform Kilisesi Sinodu tarafından benimsenmiştir.
Çevirenler:
Hasan Can Küllahçıoğlu
Rev. İlhan Keskinöz
Rev. John Lenk
Kalbimizle inanıyor
ve ağzımızla itiraf ediyoruz ki,
Tanrı diye çağırdığımız–
tek
ve basit[1]
bir ruhsal varlık vardır.
ebedi,
kavranılamayan,
gözle görülemeyen,
değişmeyen,
sınırsız,
her şeye gücü yeten;
tamamıyla bilge,
tamamıyla adil,
ve tamamıyla iyi,
ve her iyi şeyin
kendisinden taştığı kaynaktır.
Bölüm 2 –Tanrı’yı Bilmek
Tanrı’yı iki şekilde bilebiliriz:
İlk olarak evrenin,
yaratılması, korunması ve hükmedilmesiyle;
ki, bu evren zarif bir kitap gibi
gözlerimizin önündedir.
Evrende var olan
küçük büyük bütün canlıların tümü,
Tanrı’nın gözle görülemeyen niteliklerini
yani
elçi Pavlus’un Romalılar Mektubu 1:20 ayetinde dediği gibi
O’nun sonsuz gücünü ve
Tanrılığını düşünmemiz için
bizler için yazılmış
birer mektup gibidirler.
Tüm bunlar insanı ikna etmeye
ve özürsüz bırakmaya yeterlidir.
İkinci olarak, Tanrı Kendisini bizlere,
O’nun yüceliği
ve O’nda olanların kurtuluşu için
bu yaşamda tek ihtiyacımız olan,
kutsal ve ilahi Söz’ünde,
daha açık ve tam olarak bildirmiştir.
Bölüm 3 –Tanrı’nın Yazılı Söz’ü
Tanrı’nın Söz’ünün
ne insan isteğinden gönderildiğini
ne de kaynaklandığını
ancak
elçi Petrus’un1 da söylediği gibi,
Tanrı’nın kutsal insanlarının
Kutsal Ruh tarafından yönlendirilerek
O'nun sözlerini ilettiklerini ilan ederiz.
Daha sonra Tanrımız –
bize ve kurtuluşumuza olan
özel ilgisinden dolayı –
kullarına, peygamberlerine ve elçilerine,
bu vahiy yoluyla gönderilmiş Söz’ün
yazılı şekle dönüştürülmesini buyurmuştur.
Kendisi de yasanın iki levhasını
Kendi parmağı ile yazmıştır.
Bundan dolayı bu metinlere
Kutsal ve İlahi Yazılar deriz.
1 II.Petrus 1:21
Bölüm 4 –Kanon Kitapları
Kutsal Yazı,
Eski ve Yeni Ahit olarak
iki bölümden oluşur.
Bu iki bölümün kitaplarının hepsi
tartışmasız bir şekilde kanona dahildir.
Tanrı’nın kilisesindeki kitapların listesi şöyledir:
Eski Antlaşma’da,
Musa’nın beş kitabı –
Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye;
Yeşu, Hakimler ve Rut kitapları;
Samuel’in ve Krallar’ın ikişer kitapları;
Paralipomenon ismi verilen iki adet Tarihler kitapları;
Ezra, Nehemya, Ester ve Eyüp kitapları;
Davut’un Mezmurları;
Süleyman’ın üç kitabı –
Özdeyişler, Vaiz ve Ezgiler Ezgisi;
Dört büyük peygamber–
İşaya, Yeremya, Hezekiel, Daniel kitapları;
On iki küçük peygamber –
Hoşea, Yoel, Amos, Obadya,
Yunus, Mika, Nahum, Habukkuk,
Sefanya, Hagay, Zekariya, Malaki kitapları.
Yeni Antlaşma’da,
İncil’in ilk dört kitabı –
Matta, Markos, Luka, Yuhanna;
Elçilerin İşleri;
Pavlus’un on dört mektubu –
Romalılara bir adet;
Korintlilere iki adet;
Galatyalılara, Efeslilere, Filiplilere, Koloselilere birer adet;
Selaniklilere iki adet;
Timoteyus'a iki adet;
Titus'a, Filimon'a, İbranilere birer adet;
Diğer elçilerin yedi mektubu –
Yakup'un bir adet mektubu;
Petrus'un iki adet mektubu;
Yuhanna'nın üç adet mektubu;
Yahuda'nın bir adet mektubu;
Elçi Yuhanna’nın Vahiy kitabı
Bölüm 5 –Kutsal Yazılar’ın Yetkisi
İnancımızın düzenlenmesi,
tesis edilmesi
ve doğrulanması için
yalnızca ve sadece bu kitapları
kutsal ve kanona dahil kitaplar olarak kabul ederiz.
Kilise tarafından kabul edilmesinden
ve onaylanmasından önce
Kutsal Ruh tarafından
bu metinlerin Tanrı’dan olduğu yüreklerimize işlendiği
ve aynı zamanda metnin kendi kendisi,
Tanrı’dan olduğunu ispatladığı için
Kutsal Yazılar’ın içeriğinin
Tanrı’dan olduğuna
şüphesiz bir şekilde inanırız.
Çünkü kör olanlar bile
Kutsal Yazılar’da önceden bildirilenlerin
gerçekleştiğini gözleriyle görmektedir.
Bölüm 6 –Kanon ve Apokrafi Kitaplarının Farkı
Kutsal Kitap bölümlerinden ayrı tuttuğumuz
apokrif kitaplar şunlardır:
Esdras’ın üçüncü ve dördüncü kitapları;
Tobit, Yudit, Bilgelik, Sirak, Baruk kitapları;
Ester’e Ekler;
Üç Yahudi Çocuğun Şarkısı;
Suzana’nın hikayesi;
Bel ve Ejderha hikayesi;
Manaşşe'nin Duası;
İki adet Makkabe kitabı.
kanona dahil kitaplar ile uyum içerisinde olduğu sürece
kilise bu kitapları kesinlikle okuyabilir
hatta bu kitaplardan öğrenebilir.
Ancak bu kitapların verdiği tanıklık,
İmana ya da Hristiyanlık inancına
imanımızın her hangi bir unsuruna
katkıda bulunma vasfından
aynı zamanda
Kutsal Kitap’ın yetkisine gölge düşürme kudretinden uzaktır.
Bölüm 7 –Kutsal Yazılar’ın Yeterliliği
İnsanın kurtuluşu için
inanması gereken her şeyin yeterli bir şekilde,
Tanrı’nın tüm isteğini içeren
Kutsal Yazılar’da öğretildiğine inanırız.
Tanrı’nın bizden talep ettiği
hizmetin tüm üslubu
Kutsal Yazılar’da derinlemesine açıklandığı için–
elçi Pavlus’un2 da belirttiği gibi
elçilerden birisi ya da
gökten bir melek bile,
hiç kimse –
Kutsal Yazılar’ın bizlere öğretmiş olduğundan
farklı bir şey öğretmemelidir.
Tanrı’nın Söz’üne eklemenin ya da çıkartmanın
yasaklanmış3 olması,
içerdiği öğretinin
mükemmel olduğunun
ve her açıdan tam olduğunun açık bir delilidir.
Bundan dolayı–
yazarın kendisi ne kadar kutsal olursa olsun–
insan eserlerinin hiç birisini
Kutsal Yazılar’a denk tutmamalıyız;
Tüm insanlar doğasından ötürü yalancı,
kibirliliğin kendisinden daha kibirli olduğu için
ne bir geleneği,
ne bir çoğunluk fikrini,
ne bir kadimliği,
ne bir kişinin ya da dönemin halefliğini-selefliğini,
ne bir konseyi,
ne bir kararnameyi,
ne de bir resmi hükmü,
çünkü gerçek her şeyin üzerinde olduğu için
Tanrı’nın gerçeğini üstün tutarız.
Bundan dolayı elçilerin;
“Tanrı'dan olup olmadıklarını anlamak için
ruhları sınayın;”4
ve de
“Eğer biri size gelir de bu öğretiyi getirmezse,
kendisini evinize almayın,
ona selam bile vermeyin;”5
sözleriyle bizlere öğretmiş olduğu
bu şaşmaz kurallar ile hem fikir olmayan
her şeyi gönülden reddederiz.
2 Galatyalılar 1:8-9;
3 Tekvin 12:32; Vahiy 22:18-19;
4 I.Yuhanna 4:1
5 II.Yuhanna 10
Bölüm 8 –Kutsal Üçlü Birlik
Tüm bu gerçekler
ve Tanrı’nın Söz’ü doğrultusunda,
ifade edilemez özelliklerinde
gerçekten, tamamen ve ebediyen ayrı olan–
Baba,
Oğul
ve Kutsal Ruh
isminde üç kişiden oluşan
ancak tek bir öz olan
tek bir Tanrı’ya inanırız.
Baba;
gözle görünen ve görünmeyen her şeyin
sebebi
başlangıcı
ve kaynağıdır.
Oğul;
Baba’nın
Sözü,
hikmeti
ve görünümüdür.
Kutsal Ruh;
Baba’dan ve Oğul’dan çıkan
ebedi güç
ve kudrettir.
Bununla birlikte,
Tanrı bu ayrım ile üçe bölünmez,
Kutsal Yazılar bize
Baba’nın ve Oğul’un ve Kutsal Ruh’un
her birinin vasıflarından dolayı ayırt edilen
varlıkları olduğunu
buna rağmen bir şekilde,
bu üç kişinin
tek bir Tanrı olduğunu öğretir.
Öyleyse,
Baba’nın Oğul olmadığı,
Oğul’un Baba olmadığı
ve aynı şekilde Kutsal Ruh’un
ne Baba ne de Oğul olduğu
açıktır.
Bununla birlikte,
bu üç kişi
ayrı olmalarına rağmen
ne bölünmüştür
ne birleştirilmiş ne de karıştırılmıştır.
Beden alan Baba değil,
Kutsal Ruh değil,
sadece Oğul olmuştur.
Bu üç kişi sonsuzluktan beri eşit,
tek ve aynı özden oldukları için
Baba ne Oğul’dan
ne de Kutsal Ruh’dan
hiçbir zaman ayrı olmamıştır.
Ne birinci vardır ne de sonuncu,
gerçekte ve kudrette,
iyilikte ve merhamette
bu üçü tektir.
Bölüm 9 –Kutsal Üçlü Birliğe Kutsal Yazıları Tanıklığı
Bildiklerimizin hepsi, .
özelikle kendi içimizde hissettiklerimizden başka
bu üçün işleyiş biçimlerinin yanında
Kutsal Yazılar’ın tanıklığındandır.
Kutsal Yazılar’ın,
bu Kutsal Üçlü Birliğe
inanmamızı öğreten tanıklığı
Eski Antlaşma’nın bir çok yazılmıştır
her birinin tek tek sayılmasına gerek yoktur,
takdir ile aşağıdakiler seçilmiştir.
Tekvin kitabında Tanrı der ki;
“Tanrı, ‘İnsanı kendi suretimizde,
kendimize benzer yaratalım.’”
Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.
Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu.
İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.”6
“Adem iyiyle kötüyü bilmekle bizlerden biri gibi oldu.”7
Bundan (ayetlerden) görülüyor ki,
“İnsanı kendi suretimizde,
kendimize benzer yaratalım”–
dediğinde
Tanrılığın içinde
birden fazla kişi olduğu,
“Tanrı insanı kendi suretinde yarattı”–
[denildiğinde] Tanrı’nın tekliği belirtilmektedir.
Burada (ayetlerde)
kaç kişi olduğunun belirtilmediği doğrudur–
ancak bizler için Eski Ahit’de gizem olan
Yeni Ahit’de gayet açıktır.
Rabbimiz (İsa Mesih) Şeria ırmağında vaftiz olurken,
Baba’nın şu sözleri duyulmuştur,
«Sevgili Oğlum budur,»8
Oğul suda iken,
Kutsal Ruh, güvercin şeklinde görülmüştür.
İsa Mesih tarafından, imanlıların vaftiz edilme usulü
şu sözlerle öğretilmiştir:
“Bütün ulusları
Baba,
Oğul,
ve Kutsal Ruh'un
adıyla vaftiz edin.”9
İncil’in Luka kitabında,
Cebrail, Rabbimizin annesi olan
Meryem’e şunları söylemiştir:
“Kutsal Ruh senin üzerine gelecek,
en yüce Olan'ın gücü senin üstüne gölge salacak.
Bunun için doğacak olana kutsal,
Tanrı Oğlu denecek.”10
Başka bir yerde şöyle der:
“Rab İsa Mesih'in lütfu,
Tanrı'nın sevgisi ve
Kutsal Ruh'un paydaşlığı
hepinizle birlikte olsun.”11
Bu bölümlerin her birisinde,
tek olan ve tek Tanrısal özde,
üç kişi olduğu
bizlere eksiksiz bir şekilde öğretilmektedir.
Her ne kadar bu doktrin insan kavrayışının ötesinde olsa da,
bununla birlikte şimdi
Tanrı’nın Söz’ü aracılığı ile
cennette
bu öğretişten tam olarak zevk almayı ve bunu bilmeyi bekleyerek inanıyoruz.
Daha da ötesi,
bu üç kişinin bizimle ilgili kendine has
işleyiş ve işlerini bilmemiz gerekir.
Baba,
kudretinden dolayı bizim Yaratıcımızdır.
Oğul,
kanından dolayı bizim Kurtarıcımız ve Bedelimizi Ödeyendir.
Kutsal Ruh,
yüreklerimizde yaşamasından dolayı bizi Kutsal Kılandır.
Kutsal Üçlü Birlik doktrini,
elçilerin zamanından günümüze dek,
Yahudilere karşı, Müslümanlara karşı,
kutsal babalar tarafından adil bir şekilde suçlanan
Marsiyon,[2] Mani, [3] Praksiyas, [4]
Sabelliyus, [5] Samoslu Pavlus, [6] Ariyus[7]
ve bunlar gibi diğer
sahte Hristiyan ve din düşmanlarına karşı
gerçek kilise tarafından her zaman korunmuştur.
Ve böylece
bizler bu konu ile ilgili olarak üç ekümenik iman açıklamasını–
Elçilerin İman Açıklaması, İznik İman Açıklaması, Atanasyan İman Açıklaması–
ve kadim babaların bu iman açıklamaları ile uyum içerisinde olarak verdiği hükümleri
gönüllü bir şekilde kabul ederiz.
6 Tekvin 1:26-27
7 Tekvin 3:22
8 Matta 3:16-17
9 Matta 28:19
10 Luka 1:35
11 II.Korintliler 13:14
Bölüm 10 –İsa Mesih’in Tanrılığı
Tanrısal doğasından dolayı İsa Mesih’in,
Tanrı’nın tek Oğlu olduğuna inanırız–
sonsuzluktan beri kendiliğinden var olduğundan,
ne yapılmış ne yaratılmıştır,
yoksa O bir yaratık olurdu.
İsa Mesih, Baba ile aynı öze
ve aynı sonsuzluğa sahiptir;
Baba kişisinin tam suretidir,
“Baba’nın görkeminin yansımasıdır”12
her şeyde Baba’ya benzerdir.
Aşağıdaki tanıklıkların
hep beraber ele alındığında bizlere öğrettiği gibi
sadece bizim doğamıza büründüğü zaman değil
sonsuzluğun başından beri
O Tanrı’nın Oğludur.
Musa, “Tanrı dünyayı yarattı”13 demiştir;
Yuhanna, “Her şey Söz’ aracılığıyla var oldu”14 deiyerek
“Söz’ün” Tanrı olduğunu belirtmiştir.
Elçi, Tanrı, Oğlu aracılığıyla evreni yarattı15 ve
“Tanrı her şeyi İsa Mesih aracılığıyla yarattı”16 demiştir.
Bu ayetlerden gördüğümüz gibi
Tanrı, Söz, Oğul ve İsa Mesih denilen kişi,
aracılığı ile her şey yaratılırken zaten [kendisi] vardı.
Bundan dolayı Peygamber Mika, O’nun başlangıcı için şunu söylemiştir:
“Onun kökeni öncesizliğe, zamanın başlangıcına dayanır.”17
Elçi ise şunu söylemiştir:
“Ne günlerinin başlangıcı, ne yaşamının sonu vardır.”18
Tüm bunlardan dolayı,
İsa Mesih gerçek ebedi Tanrı’dır,
Bizim yalvardığımız,
tapındığımız
ve hizmet ettiğimiz
Her Şeye Gücü Yetendir.
12 Koloseliler 1:15; İbraniler 1:3
13 Tekvin 1:1
14 Yuhanna 1:3
15 İbraniler 1:2
16 Koloseliler 1:16
17 Mika 5:2
18 İbraniler 7:3
Bölüm 11 –Kutsal Ruh’un Tanrılığı
Kutsal Ruh’un,
sonsuzluktan beri Baba ve Oğul’dan geldiğine –
oluşturulmadığına,
yaratılmadığına,
doğmadığına,
sadece Baba ve Oğul’dan geldiğine
inanırız ve itiraf ederiz.
Sıralama bakımından Kutsal Ruh,
Kutsal Üçlü Birliğin üçüncü kişisidir –
Baba ve Oğul ile
yücelikte
ve görkemde
tek ve aynı özdendir,
Kutsal Yazılar’ın bize öğrettiği gibi
Kutsal Ruh gerçek ve ebedi Tanrı’dır.
Bölüm 12 –Yaratılış
Baba’nın gökleri ve dünyayı ve içindeki her şeyi
hiç yoktan
ve kendisine hoş gelen bir şekilde
Söz’ü–
yani Oğlu
aracılığı ile yarattığına inanıyoruz.
O (Baba), bütün yarattıklarına
varlıklarını, şekillerini, görünüşlerini
ve Tanrı’ya hizmet etmeleri için
değişik işlevlerini vermiştir.
Şimdi bile
O (Baba) varlıkları
kendi sonsuz sağlayışına göre
ve sınırsız kudretine bağlı olarak
devam ettirir ve yönetir
öyle ki, bu varlıklar insana hizmet edebilsin,
öyle ki, insan da Tanrı’ya hizmet edebilsin.
O (Baba) aynı zamanda
kendine mesajcı olmaları
ve seçilmişlere hizmet etmeleri için
melekleri iyi olarak yaratmıştır.
Onlardan (meleklerden) bazıları
Tanrı’nın onları yarattığı üstünlükten
sonsuz bozulmuşluğa düşmüşlerdir;
Diğerleri ise
Tanrı’nın lütfu sayesinde,
dayanmışlar ve orijinal durumlarında kalmışlardır.
Kötü ruhlar o kadar bozulmuşlardır ki,
Tanrı’nın
ve iyi olan her şeyin düşmanı olmuşlardır.
Kiliseyi ve kilisenin her üyesini,
bütün güçleri
ve bütün hileli düzenleri ile
yok etmek ve bozmak için
hırsızlar gibi nöbette beklemektedirler.
Böylece
kendi kötülükleri yüzünden
ebedi bir lanetlenmeye mahkum edilmişlerdir
her gün çekecekleri azabı beklemektedirler.
Bu yüzden bizler,
ruhların ve meleklerin varlığını reddeden Sadukilerin
ve aynı zamanda
cinlerin kendi kendine var olduğunu savunan
bozulma geçirmeden kendi doğalarında kötü olduklarını
ileri süren Manicilerin[8]
hatalarını şiddetle reddederiz.
Bölüm 13 –Tanrı’nın Sağlayışı Doktrini
İyi olan Tanrı,
her şeyi yarattıktan sonra,
bu yarattıklarını şansa ya da tesadüfe bırakmamıştır fakat
onları kendi kutsal arzusuna göre
yönlendirir ve yönetir.
Bunu öyle bir şekilde yapar ki, dünya üzerindeki hiçbir şey
O’nun sistemli düzeni dışında gerçekleşemez.
Bununla birlikte Tanrı,
gerçekleşen günahların ne yazarıdır
ne de bu günahlar yüzünden suçlanacak olandır.
O’nun gücü ve iyiliği
o kadar yüce ve kavranılamayandır ki,
cinler ve kötü insanlar adil olmayan işler yaparken bile
Tanrı tüm bu işlerini en mükemmel ve adil bir biçimde düzenler ve uygular.
Uygunsuz bir merak ile
Tanrı’nın insan anlayışını ve
bizim kavrama yeteneğimizi aşan işlerini
sorgulama niyetinde değiliz.
Ancak tüm yumuşaklık ve hürmetimizle
Tanrı’nın bizden saklı olan
adil yargılarını hayranlıkla seviyoruz,
İsa Mesih’in birer öğrencileri olmaktan
hoşnut oluyoruz,
bizlere Söz’ünde göstermiş oldukları ile yetiniyoruz
ve o sınırları aşmıyoruz.
Bu doktrin bizlere tarifsiz bir esenlik verir
bizlere hiçbir şeyin tesadüfi olamayacağını,
her şeyin sadece göklerdeki lütufkar Babamızın
düzenlemelerine göre gerçekleşeceğini öğretir.
O, bizleri bir Baba şefkati ile gözetir,
tüm yaratıkları hükmü altında tutar,
Babamızın arzusu olmadıkça
ne başımızdan bir tel saç,
(ki hepsi tek tek sayılıdır)20
ne de göklerdeki küçük bir kuş
yere düşebilir.
Bizler bu düşünce ile huzur buluruz,
biliriz ki, Babamızın kontrolü altında olan
ne cinler ne de düşmanlarımız
O’nun izni ve isteği olmadıkça
bize zarar veremez.
Bu yüzden
Tanrı hiçbir şeye karışmaz
ve her şeyi şansa bırakmıştır
diyen Epikürcülerin[9] lanetli hatasını reddederiz.
20 Matta 10:29-30
Bölüm 14 –İnsanın Yaratılması ve Günaha Düşmesi
Tanrı’nın insanı topraktan yarattığına
onu kendi suretinde ve benzeyişinde –
[insanı] iyi, adil ve kutsal olarak;
Tanrı’nın isteği olan her şeyi
kendi iradesi ile yerine getirebilecek bir biçimde
oluşturup şekillendirdiğine inanırız.
Ancak insan onur içinde iken
ne bunu anladı21
ne de üstünlüğünü fark etti.
Kulağını şeytanın sözlerine vererek,
istekli bir biçimde kendisini günaha kurban etti,
ve bunun sonucu olan ölümü ve laneti üzerine aldı.
Tanrı’dan almış olduğu
yaşam ile ilgili buyruğu çiğnedi,
günahı ile gerçek yaşam olan Tanrı’dan ayrıldı
ve bütün doğası tamamıyla bozuldu.
Kendisini günahlı yapan insan,
tüm yollarında kötü,
bozuk
ve sapkın olup
fiziksel ve ruhsal ölüme maruz kaldı.
Tanrı’dan almış olduğu
bütün üstün hediyeleri kaybetti,
ve kendisini mazeretsiz bırakacak olan
tutabildiği ufak kırıntılar hariç
hiçbirisine sahip çıkamadı.
Daha da ötesi, Kutsal Yazılar’ın bize öğrettiği gibi
içimizdeki bütün aydınlık karanlığa dönüştü:
“Işık karanlıkta parlar
ve karanlık onu alt edememiştir.”22
Bu ayetlerde Yuhanna, insanı “karanlık” olarak nitelemiştir.
Bu yüzden insanın özgür iradesi olduğuna dair
her türlü öğretiyi reddederiz
insan günahın kölesi olduğundan
kendisine “gökten verilmedikçe”23
hiçbir şey yapamaz.
İsa Mesih’in,
“Baba bir kimseyi bana çekmedikçe,
o kimse bana gelemez”24
şeklindeki sözlerinden sonra
kim iyi bir iş yaptığını öne sürüp böbürlenebilir ki?
“Benliğe dayanan düşünce Tanrı'ya düşmandır”25
ayetini anlayan bir kişi
kendi iradesini nasıl yüceltebilir ki?
“Doğal haliyle kişi, Tanrı'nın Ruhuyla ilgili gerçekleri kabul etmez”26
gerçeği karşısında,
hangi insan kendi bilgeliğinden bahsedebilir ki?
Kısaca,
kendimiz hakkında, kendi kendimize,
“tek bir düşünce bile düşünemeyeceğimizi”
ve “bizi yeterli kılanın Tanrı”27 olduğunu bilen
bizler bir fikir üretebilir miyiz?
Ve bundan dolayı
elçinin söylediği
doğruluk içeren şu sözleri
sıkı ve sağlam bir şekilde durması gerekir:
“Çünkü kendisini hoşnut eden şeyi hem istemeniz,
hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı'dır”28
“Bensiz hiçbir şey yapamazsınız”29
diyen İsa Mesih’in öğretişine göre,
O’nun işi olmadıkça
insanın anlayışı ve isteği
Tanrı’nın anlayışı ve isteği ile aynı olamaz.
21 Mezmur 49:20
22 Yuhanna 1:5
23 Yuhanna 3:27
24 Yuhanna 6:44
25 Romalılar 8:7
26 I.Korintliler 2:14;
27 II.Korintliler 3:5
28 Filipililer 2:13
29 Yuhanna 15:5
Bölüm 15 –Orijinal (ilk) Günah Doktrini
Adem’in itaatsizliğinden dolayı
orijinal günahın
bütün insan ırkına yayıldığına inanırız.
Orijinal günah bütün doğanın bozulmasıdır–
annelerinin karnındaki
küçük bebekleri bile etkileyen bozulmuşluk mirası,
insanların içinde
her türlü günahı üreten bir köktür.
Bundan dolayı Tanrı’nın gözünde
günah o kadar iğrenç, o kadar kötüdür ki,
tüm insan ırkını mahkum etmek için yeterlidir.
vaftizle bile
tamamen kalkmaz,
kökleri sökülmez,
zehirli bir pınar gibidir
günah ondan sürekli olarak kaynar.
Buna rağmen orijinal günah,
Tanrı’nın lütfu ve merhameti ile
affedilmiş olan Tanrı’nın çocuklarının üzerine
bir mahkumiyet getiremez–
ancak bu onları rehavete (uykuya) kaptırmamalı,
“ölüme götüren bu bedenden”30
sıklıkla kurtulmayı arzulayıp
inlemelerine rağmen
bu yozluğun her an bilincinde olmalıdırlar.
Bundan dolayı,
günahın taklit etme olayından başka bir şey olmadığını ileri süren
Pelagiyusçuların[10] hatalarını reddederiz.
30 Romalılar 7:24
Bölüm 16 –Seçilmişlik
İlk insan olan Adem’in
günahı yüzünden,
onun bütün soyu
yok oluşa ve mahvoluşa düşmüşken–
Tanrı’nın kendisini olduğu gibi,
merhametli ve adil olarak gösterdiğine inanırız.
Rabbimiz İsa Mesih’te,
mahvoluştan kendisine çektiği ve kurtardığı kişileri
işlerine bakmaksızın
Kendi saf iyiliğinden dolayı
ebedi ve değişmez olan hükmü ile
belirleyip seçen
Tanrı merhametlidir.
Geriye kalan kişileri,
kendilerini batırdıkları mahvolmaya ve düşmeye bırakmakta
Tanrı adildir.
Bölüm 17 –Düşmüş İnsanın Kurtulması
İyi olan Tanrımızın,
muhteşem hikmeti ve iyiliği sayesinde,
insan O’ndan titreyerek
kaçmasına rağmen,
kendisini hem fiziksel hem de ruhsal ölümün altına koyan
ve kendisini tamamen sefalete düşüren adamı görerek,
arayıp ve bulduğuna inanırız.
Tanrı,
“kadından doğacak olan”31
Oğlunu vaat ederek
yılanın başını ezeceğini 32
ve aracılığı ile [insanı] bereketleyeceğini söyleyerek
insanı teselli etmiştir.
31 Galatyalılar 4:4
32 Tekvin 3:15
Bölüm 18 –İsa Mesih’in Beden Alması
Tanrı’nın,
tek ve ebedi Oğlu’nu
kendi belirlediği zamanda
dünyaya göndererek,
kutsal peygamberlerin ağzından
kadim atalara verdiği vaadi yerine getirdiğini
itiraf ederiz.
Kutsal Ruh’un gücü sayesinde,
bir erkeğin katkısı olmadan
kutsanmış Bakire Meryem’in rahminde oluşan,
günah hariç
tüm zayıflıkları ile
tam gerçek insan doğasını alan Oğul;
“kul özünü aldı”
ve “insan benzeyişinde doğdu”33
ve O (Oğul), sadece bedensel olarak insan doğasını almakla kalmadı,
gerçek bir insanoğlu olabilmek için
aynı zamanda gerçek bir insan ruhu da aldı.
Bedenle birlikte ruh da kaybedildiği için,
O (Oğul)her ikisini de kurtarmak amacıyla
ikisini de üzerine aldı.
Mesih’in annesinden insan bedeni aldığını
reddeden Anabaptislerin delaletine karşı
şu gerçekleri itiraf ederiz;
O (Oğul) “çocuklarla aynı eti ve kanı aldı”;34
bedence “Davut’un soyundan gelen birisi”;35
“bedence Davut'un soyundan doğan”;36
“bakire Meryem’in rahminin ürünü”;37
“kadından doğan”;38
“Davut'un soyundan”;39
“İşay'ın kökünden”40
“Yahuda oymağından”41
Bedence Yahudilerin soyundan geldiğinden;
“İbrahim’in soyundandır”–
“İbrahim’in soyunun bedenini almıştır”
ve “günah dışında her yönden kardeşlerine benzeyen”42 biridir.
İşte bu yüzden O [İsa Mesih], bizim gerçek “İmanuel’imizdir”–
“İmanuel, `Tanrı bizimle' demektir.”43
33 Filipililer 2:7
34 İbraniler 2:14-15;
35 Elçilerin İşleri 2:30
36 Romalılar 1:3
37 Luka 1:42
38 Galatyalılar 4:4
39 II.Timoteyus 2:8
40 Romalılar 15:12
41 İbraniler 7:14
42 İbraniler 2:17; 4:15
43 Matta 1:23
Bölüm 19 –Mesih’in İki Doğası
Bu şekilde beden almış olan Oğul kişisinin
ayrılamaz bir biçimde
insan doğası ile
birleştiğine inanırız;
Tanrı’nın iki Oğlu olmamıştır,
iki ayrı kişi değil
ancak iki ayrı doğa tek bir kişide
her bir doğa kendi özgün niteliklerini kaybetmeyecek bir biçimde birleşmiştir.
Bu ilahi doğa (Oğlun Tanrı doğası), her zaman yaratılmamış olarak kalmıştır,
yeryüzünü ve cennetti doldurarak
ne günlerinin başlangıcı, ne yaşamının sonu vardır.44
Oğul insan doğası niteliklerini kaybetmemiştir,
yaratılmış olanın özelliklerine sahip olmaya devam edecektir–
günlerinin başlangıcı vardır;
ebedi olmayan bir doğası vardır
gerçek bir bedenin kısıtlamaları altındadır.
O (Oğul)
diriliş aracılığı ile
ölümsüzlüğü vermiş olsa bile
insan doğasının gerçekliği
buna rağmen değişmemiştir
çünkü bizlerin kurtuluşu ve dirilişi
bu bedenin gerçekliğine dayanmaktadır.
Bu iki doğa,
tek bir kişide öyle bir birleşmiştir ki,
ölüm bile bu iki doğayı birbirinden ayıramamıştır.
Buna göre
ölürken Baba’ya adamış olduğu
gerçek bir insan ruhu bedenini terk etti
Bu arada O’nun (Oğul’un) Tanrı doğası
mezarda yatarken bile
insan doğası ile olan birleşmişlikte kaldı;
küçük bir çocukken bile
O’nun Tanrılığı hiçbir zaman O’ndan ayrılmayıp
ancak bir süre için kendisini ortaya koymadı.
O’nun (İsa Mesih) gerçek Tanrı ve gerçek insan olduğunu
itiraf etmemizin sebepleri bunlardır:
kudreti ile
gerçek Tanrı ölüme zafer kazansın.
ve bedeninin güçsüzlüğü içindeki
gerçek insan bizim için ölebilsin.
44 İbraniler 7:3
Bölüm 20 –Tanrı’nın Mesih’teki Adaleti ve Merhameti
Mükemmel bir biçimde merhametli
ve adil olan
Tanrı’nın
en acı ıstırapla ve ölümle
günahın cezasını taşısın diye
kendi Oğlu’nu itaatsizliğin işlendiği doğayı alması için
gönderdiğine inanırız
Böylece Tanrı adaletini
bizim günahlarımızı üstlenen Oğluna bildirmiştir.
ve suçlu ve lanetlenmeyi hakketmiş olan bizlere
iyiliğini ve merhametini dökerek
en mükemmel sevgi aracılığıyla
Oğlu’nu bizim için ölüme vererek,
O’nun aracılığı ile
bizlerin sonsuz yaşamı olsun
ve ölümsüzlüğe sahip olalım diye
aklanmamız için
O’nu ölümden diriltti.
Bölüm 21 –Kefaret
bir ant ile belirlenmiş olan–
Melkisedek düzenine göre–
İsa Mesih’in sonsuza kadar baş kahin olduğuna;
peygamberlerin önceden bildirdikleri gibi
bizlerin günahlarını temizlemek için
çarmıh ağacı üzerinde
kendi kendini sunarak
ve değerli kanını dökerek
Baba’nın gazabını
tam bir tatmin ile yatıştırmak için
bizim yerimize
Baba’sının önünde,
kendi kendini sunduğuna inanırız.
[Kutsal Yazılar’da] şöyle yazılmıştır:
“esenliğimiz için gerekli olan ceza”
Tanrı’nın Oğlu üzerine konuldu
ve “bizler onun yaralarıyla şifa bulduk.”
“Kesime götürülen kuzu gibi” ölüme götürüldü;
“başkaldıranlarla bir sayıldı,”45
masumiyeti Pilatus tarafından
beyan edilmiş olsa da
Pontiyus Pilatus tarafından bir suçlu olarak mahkum edildi.
Çalmadığı malı
geri verdi46
ve “doğru kişi olarak doğru olmayanlar uğruna,”47
hem bedence hem ruhça acı çekti.
Günahlarımız için talep edilen
korkunç cezayı hissettiği zaman
“teri, toprağa düşen
iri kan damlalarına benziyordu.”48
“Tanrım, Tanrım, beni niçin terk ettin?”49 diye bağırdı.
Bizim günahlarımızın affedilmesi için
tüm bunlara katlandı.
Bu yüzden elçi Pavlus gibi bizlerinde,
“İsa Mesih'ten ve O'nun çarmıha gerilmiş olmasından
başka bir şey bilmemeye”50
kararlı olmamız doğru olacaktır çünkü
Rabbimiz “İsa Mesih'i tanımanın üstün değeri yanında her şeyi süprüntü”51 sayarız.
Bütün teselliyi O’nun yaralarında buluruz,
Tanrı ile barışmak için,
sonsuza dek
inananları mükemmel yapan
tek bir kez için
sadece bir kurbandan
başka araçlar aramak ya da yaratmak ihtiyacında değiliz
İşte bu yüzden
İsa, Tanrı’nın meleği,
yani “Kurtarıcı” diye çağrılır–
“çünkü halkını günahlarından
kurtaracak olan O'dur.”52
45 İşaya. 53:4-12
46 Mezmur 69:4
47 I.Petrus 3:18
48 Luka 22:44
49 Matta 27:46
50 I.Korirntliler 2:2
51 Filipililer 3:8
52 Matta 1:21
Bölüm 22 –İmanla Aklanma
Bu büyük gizemin gerçek bilgisini elde etmemiz için
tüm faziletleri ile
İsa Mesih’e sarılan
ve O’nu kendisine ait kılan
ve O’ndan ayrı olarak
başka bir şeyi aramayan
Kutsal